“İLKÖĞRETİM DEVAM”

MAKALELER
1.633 Defa Okundu
.
Eletkriğin, Televizyonun, Cep telefonlarının olmadığı zamanlarda, Bizler Tarih kitaplarından geçmiş insan topluluklarının yaşamını, Coğrafya kitaplarından yaşama alanlarını ve koşullarını, Tabiat Bilgisi ve Hayat Bilgisi kitaplarından kültürel yaşamlarını öğrenirken, geleceğimize dair hayaller kuruyor ve kendimizi geleceğe hazırlıyorduk. (Önceki yazımda, vefat eden sınıf arkadaşlarımızı yazarken unuttuğum Selver Erten arkadaşımıza da Allah’tan rahmet diliyorum. Cümlesinin mekanı cennet olsun.)
Nisan ayının son Cumartesi evlerimizden getirdiğimiz su kovaları ve süpürgelerle, sabahtan her sınıf kendi dersliklerini yıkardı. Bunun için okul bahçesinin hemen dışındaki kuyudan erkekler su taşır , sıralar üst üste kaldırılır , kızlar süpürgeleriyle genellikle ahşap kaplama olan döşemeleri yıkayıp süpürürdü. Sonra dışarıda sıra olunur ve karneler dağıtılır böylece yaz tatili başlardı.
Yaz tatillerinde Biz çocukların en önemli görevi , ailelerine her türlü işte yardımcı olmaktı ve bunların başında da çobanlık yani hayvan gütmek geliyordu. Sabah erkenden kalkılır , hayvanlar önde çocuklar arkada otlak için ayrılmış tarlalara götürülürdü. Temmuz ayına kadar herkes hayvanlarını kendi tarlalarında otlatır , Temmuzdan sonra orak biçme bitirilince salmalık başlar, o zaman her tarla herkes için serbest olurdu. Hayvanlar da çeşitliydi. Kimimiz Manda güder , kimimiz İnek, kimimiz Koyun veya Keçi güderdik. Hayvanları kendilerine ayrılan yerlerde tutmak zorundaydık. Eğer oyuna dalarda hayvanları gözden kaçırırsak , bunları ya bizim köy damımızdan, ya Süleköy yada Çakılköy damından ceza ödeyerek bulur alırdık. Bazen Karakoca köyünden bile aldığımız olurdu. Çünkü o yıllarda köy korucuları ( Daha sonra “kır bekçisi” olarak isimlendirildiler) vardı ve bunlar başı boş yada ekili yerlere zarar veren hayvanları toplar , köy damlarında hapsederdi. Hayvan sahipleri de bunların yaptığı zararı öder ki bu zararın bedelini köy ihtiyar heyeti belirlerdi ve hayvanlarını geri alırdı. Tabi bunun sonucu da küçük çobana fatura edilirdi. (En son köy korucumuz olan İsa Ali’nin Mehmet Kosa’ya sağlıklı ve uzun bir ömür diliyorum.) Bu korucular aynı zamanda ramazanda davul çalar, evlerden nöbetleşe hazırlanan yiyecekleri alır, köy imamıyla birlikte köye gelen misafirleri ağırlardı. Köy odalarının, heyet odasının, köy damı ve köy boğasının temizliği ve bakımı da korucuların sorumluluğundaydı. Korucuların zimmetli bir tüfekleri ve salma denilen her hanenin ödediği belli bir gelirleri vardı.
İşimiz sadece çobanlık değildi elbette. Otlar biçildikten sonra sabahları erkenden güneş doğarken kalkılır, otların çürümeden kuruması için ot sırımları çevrilir ve deste yapılırdı. Aynı şekilde orak biçildikten sonra da demetler çevrilir, toplanır ve yığın yapılırdı. Bütün bu işlemlerin sabahın erken saatinde yapılma nedeni, güneş yeterince ısıtmadan ve ürünler kavrulup zarar görmemesi içindi. Bu işlemler 15-20 gün tekrar edilirdi.
Bizler ve babalarımız, yüzyıllardır süregelen geleneksel tarım işçiliği olan, karasaban ve hayvan gücüyle başladığımız tarımsal üretim faaliyetlerine, cumhuriyetin imkanları ve eğitim sayesinde kısa zamanda makinalı tarımla ve günümüzde de bilgisayar teknolojisini kullanan makinalarla devam ediyoruz. Yani karasabanla başladık, traktör, batoz, biçerdöver ve bilgisayarlı makinalarla devam ediyoruz. Sağlıkla ve hoşça kalınız.
Necmi Can 07.03.2020