ADEM GÜNEŞ’TEN TAVSİYELER

SEÇME KÖŞE YAZILARI
3.223 Defa Okundu

.

ADEM GÜNEŞ’TEN TAVSİYELER

Aileyi fark etmenin en temel unsuru nedir ?
Bir beyefendi, bir hanımefendi ailesini kurgulamak istiyor ve yaşamı gerçekten yaşamak istiyorsa, eşiyle birlikte çocuklarıyla birlikte yaşamak istiyorsa yapacağı en önemli şey ailedeki hayatı yavaşlatmak olacaktır.
Mesela peşi sıra planlanmış 3-4 tane günlük etkinlik yerine sadece bir tane etkinlik yapmak…
“Sabah 8’de kalktık, çocuk okula gitti, saat 12’de geldi, saat 13’te şunu yapacağız, saat 14’te şuraya gidelim, saat 15’te arkadaş gelecek, saat 17’de şu olacak, saat 19’da şu yapılacak…”
Kişi bu kadar enerjiyi taşıyamaz. Dolayısıyla yapabildiği kadarına razı olmak gerekir.
Özellikle akşam saat 6’dan sonrasını, 7’den sonrasını aile dışında başka şeylere planlamamak gerekli.
Eşi eve geldiği zaman diğer eş hala telefonla konuşuyorsa, eşi varken internetin arkasındaysa bu kişi yaşamı yavaşlatamaz.
Çünkü zaten zihnen bir sonrakine ya da aklının kaldığı yere odaklı olduğundan dolayı yavaşlayamaz.
Sürekli anne baba kavgasıyla büyüyen çocuklar duygusal tükenmişliğe düşer…
Evdeki çatışma ortamı çocuğun duygusal gelişimine engel olur. Bu tıpkı bir çuvalın dibinin delinip içindeki unun yavaş yavaş dökülmesi gibidir.
Ebeveynler çatıştıkça çuvalın içindeki un gibi olan duygular aşağı doğru akar.
Anne babaların bir süre sonra çuvalın bomboş hale geleceğini ve çocuğun duygusal enerjisi tükenmiş bir kişiye dönüşeceğini düşünebilmelidirler.
Peki, evdeki çatışmalar çocuğa neden tükenmişlik duygusu yaşatır?
Tükenmişlik yetersizlik hissinin bir sonucudur. Çocuk anne babasının sorunlarına çözüm üretemediği için yetersizlik hisseder. Çocuğun tükenmişliği anne babasının tartışmasından değil, o tartışmaya çözüm üretememekten kaynaklanır.
En azından çocuğun tükenmişlik hissinin farkında olmak anne baba arasındaki çatışmayı tümüyle çözmese de çocuğun hatırı için tartışılacak zeminleri azaltmaya yarar.
Yaşanılabilir bir toplum inşasını arzu edenler çocukluk sırrından güç almalıdırlar.
Zira çocukluğun özünde, koca bir toplumu değiştirebilecek, bitmek tükenmek bilmeyen büyülü bir güç vardır.
Bu, yetişkinin ruhunu örten kalın duvarları yıkabilecek ve oradan sıcacık şefkat hissini uyandırabilecek olan tek ve biricik güçtür. Yeter ki yetişkinler, çocuğa hükmetmeyi bir marifet zannetme yanılgısından çıkıp, sevgi ve şefkat hislerini yeniden canlandırabilecek olan çocuklarına, güven içinde kendilerini bırakabilsinler…
Maalesef günümüz yetişkinleri, çocuklara o heybetli dik duruşlarının ardındaki büyüklük tutkunlukları ile baktıkları için, böyle büyük bir gücün insanlığa getirebileceği faydalardan habersiz; kendilerince bir gelecek inşasına soyunmaktadırlar. Fakat çocukların insan ruhunda uyandıracağı sevgi ve şefkati hesaba katmadan inşa edilecek olan bir hayat, insanlık tarihinin en acınacak yaşam tarzı olacaktır.
İnsan ruhunun yeniden uyanışı, çocuklarla olacaktır.
Bu uyanış, çocuklar için bir şey yapmakla değil, çocuklarla işbirliği yapmaya çalıştıkça gerçekleşecektir!..
Evlilik ayrı bir şey, aile olmak ayrı bir şey.
İnsanlar giderler nikah defterlerini imzalarlar, hoplarlar zıplarlar. Bir de düğün yaparlar, gelinlik damatlık giyerler. Sonra bir evin içerisine girerler; aa biz evlendik şu anda. Biz şu anda evliyiz. Tamam, evlisin. Ancak aile olmadın.
Aile olma basamağına doğru çıkarken; kişinin, ilk önce eşini bir birey olarak görme yetisine, yeteneğine sahip olması lazım. Nikahlı olmak, evli olmak, onu kendi “malı” olarak görmek değildir.
Benim gibi düşünsün, benim gibi hissetsin, benim gibi yaşasın. Sen erkeksin ama? Senin gibi düşünsün; ama o kadın, senin gibi düşünmüyor ki.
Çocuğa benim gibi baksın; olmaz ki senin ellerin kalın, onun elleri ince.
Hayata benim gibi baksın; ya hayata senin gibi bakamaz, çünkü sen baktığın zaman yeşili sarıyı görüyorsun, o yeşilin tonlarını görüyor.
Bir eş, eşini, birey olarak görmeye başlamadıkça, aile olmaya gidilmez.
Pedagojinin aile yapısının özünde eşlerin birbirlerini birey olarak görmesi, ondan sonra aidiyet duygusunun geliştirilmesi vardır.
Genellikle evet bizim toplumumuzda birey olmadan ait olmaya teşvik ediliyor. Evlendin, barklandın vs oldun şimdi ait oldun.
Hayır. Birey olmadan ait olmak, edilgen olmak demektir.
Önce kişinin, kendisinin bir birey, bir insan, hem de mikrometrik ölçüde eşiyle aynı insani özellikleri taşıyan, aynı insan özelliklerini taşıyan bir birey olduğunu fark etmesi lazım. Arkasından ait olma gelecek.
O halde bizler notlar vs.ler alıyorsak kenara bir yere, “Pedagoji Okulu’nun notları” diye bir şeyler not alıyorsak eğer, oraya belki de en önemli cümle olarak şunu yazmak lazım: “Bir kişinin, aidiyet duygusu kazanabilmesi için, önce birey olma yetisine erişmiş olması lazım.” Birey olmadan ait olma duygusu, edilgen olmaktır.
Bir çok evliliğin temel problemi de zaten bu. Aile olamadan birçok evliliklerin artık huzurunun, tadının, tuzunun kalmamasının temel sebebi bu.
Adem Güneş – Pedagog