İZ BIRAKANLAR

.

Merhaba Sevgili okurlar; Bundan böyle Gazete Terzialan’da yeni bir yazı dizisine başlıyoruz. İZ BIRAKANLAR başlığı altında, Necmi Can önderliğinde, bir dönem ve bir şekilde Terzialan’da yaşamış, yaptıklarıyla toplum hafızasında iz bırakıp yer edinmiş kişilerin anıları ve hikayelerini bulacaksınız. İlk yazımızı köyümüzün yetiştirdiği usta şoförlerden birisi ile başlıyoruz.

YAYINLANANLAR

1-) MUSTAFA ÖZCAN

2-) AHMET ÇETİN (ALMANYALI)

3-) NİYAZİ CAN (ABDÜLAZİZ & ZEHRA OĞLU)

4-) MEHMET AŞICI (MUSTAFA & HANİFE OĞLU – MELİHA EŞİ)

5-) MEHMET GÖZDEN (Katip – Hafız Mustafa oğlu)

6-) AHMET GÖZDEN (Emekli Öğretmen)

7-) HACELLER (HACI HALİLLER)

8 -) MUAMMER CANDAN (CELİL & PEMBE OĞLU – MERYEM EŞİ)

9-) ALİ ERTEN (MAHMUT & AYŞE OĞLU – AYŞE EŞİ)

10-) İBRAHİM ÖZEN (BULGARİSTAN GÖÇÜ VE AİLE HİKAYEMİZ)

11-) HALİT ÖZCAN

12-) HASAN BAĞCI (APTURAMAN HASAN)

13-) HÜSEYİN PEHLİVAN ( ÇAKAN’LAR)

14-) ?

1-) MUSTAFA ÖZCAN (YAKUP OĞLU) TATARA

O; 1933 yılında Terzialan köyünde dünyaya geldiğinde, hem anne ve babasının hem ablasının büyük sevinç kaynağı olur. Nede olsa erkek çocuktur ama büyürken  biraz yaramaz ve biraz da kokaktır. 4 yaşında iken bir akşam babası elinde şişik bir tarcık ve sarkan ipleriyle kapıda Mustafa’yla karşılaşır. Mustafa korkudan bayılır. Anne telaşla O’nu ayıltmaya çalışır , nefes almasını ister. “Solu yavrum, solu Mustafa” derken Mustafa gözlerini açar ve “Anne solu’muydu o” der ve o günden sonra her korkutucu “öcü” olan şey Mustafa için “solu” olmuştur. 6 yaşındayken 1939 yılında babası vefat eder. Ablası ve 4 yaşında bir erkek kardeşiyle yetim kalırlar. Anneye; hem annelik hem babalık görevi düşer. Baba yarısı amcaları da bunlara sahip çıkar. Amcasının bunlarla yaşıt çocukları vardır. Evleri de karşılıklı olduğundan hep birlikte oyun oynarlar.

Köydeki her çocuk gibi Mustafa’nın da görevi hayvan  gütmektir. Bir gün amcasının çocuklarıyla hayvanları otlatırlarken akşam biraz geç kalmışlar, amcasının çocukları da Mustafa’yı kuru ağaç silüetleriyle kokutmuş, Mustafa’ya da koş köydeki adamlara haber ver diye tembih etmişler. Bunun üzerine Mustafa koşarak cami odasındaki köylülere gelip “Adamlar adamlar bizim tarlada “solu”lar var. Tüfeklerinizi alıp hemen gidin” demiş. Olayın ne olduğunu açıklamak da Amcaya düşmüş. Yine bir gün sokakta eskici geçerken aba pantolonunu satmak istemiş, eskici “Bu yeni Ben eski alıyorum” deyince pantolonunu balta ile kesip eskiterek satmış ve karşılığında bir kucak dolusu keçiboynuzu almış. Annesi nasıl aldığını sorunca “eski aba pantolonumu sattım” demiş. “Be Mustafa Senin eski pantolonun yok” sorusuna verdiği cevap “Ben onu baltayla eskittim” olmuş.   

Delikanlılık çağına geldiğinde muavinlik yapmaya ve ormanda çalışmaya başlamış ama burada da eğlenmekten geri durmamış. Bir gün ormanda boş kamyon lastiği görünce “Beni bunun içine koyup yuvarlayın” demiş. İstediğini yapıp yuvarlamışlar. Dalların ve ağaçların arasından yuvarlanırken elleri yara ve kan içinde tekerlekten çıkıp “acımadı ki, nasıl yaptım” diye övünmüş.

Askerliğini Ankara Mamak’ta şoför olarak yapan Mustafa, oradan edindiği tecrübe ve aldığı Bonservis ile usta bir şoför olmuş. Otobüs şoförü olarak  Çan’daki firmalarda çalışmaya başlamış. Ehliyet almak için ilkokul diploması istenince dışarıdan ilkokul bitirme sınavlarına girerek diplomasını ve sonra da ehliyetini almış. Çanakkale seramik fabrikalarının kuruluş aşamasında İbrahim Bodur Bey’le tanışmış ve orada işe başlamış. Araçların sevk ve idaresinden sorumlu imiş. Birgün fabrikalar için (Çekya’dan) Çekoslovakya’dan bir kamyon satın alınmış. Kamyon gemi ile İstanbul limanına gelmiş ama kamyonu kullanabilecek insan yok. İbrahim Bodur Bey’in isteği üzerine İstanbul’a gitmiş. Aracı biraz inceledikten sonra “Ben bunu kullanabilirim.” demiş ve kamyonu İstanbul’dan alıp Çan’a getirmiş. Markası “Tatra” olan bu kamyonun kasası her yöne açılabilen 4 çekerli bir kamyonmuş. Bu kamyonla fabrika inşaatında hafriyat yapılmış ve sonra da özellikle Duman köyü maden ocağından hammadde çekilmesinde kullanılmış. Mustafa ile adeta özdeşleşen bu kamyonun markası Mustafa’ya da lakap olmuş ve Mustafa Özcan “Tatra Mustafa” olarak anılmaya başlamış. Yiğit namıyla anılır derler, Tatra Mustafa’da namıyla elinden geldiğince herkesin yardımına koşar ve her türlü yardım işlerinde ön saflarda olurdu. Bir dönem Çan şoförler derneği başkanlığı da yapan, iki dayımdan birisi , aynı zamanda Gülizar halamın da kocası olan  Tatra Mustafa, ne yazık ki beklenmedik bir zamanda 2008 yılında aramızdan ayrıldı. Mekanı cennet, yolları nur olsun.

MUSTAFA ÖZCAN

D: 25.04.1932

Ö:11.04.2008 (76)

HAZIRLAYAN : NECMİ CAN  – 10 ŞUBAT 2021

————————————-

2-) AHMET ÇETİN (ALMANYALI)

Ahmet Çetin nam-ı diğer Almanyalı

Gazete Terzialan:  Gazete Terzialan olarak sormak isteriz. Siz köyümüzden Almanya’ya çalışmaya gidip sonra köyüne dönen ilk kişilerdensiniz. Bize kendinizi ve yaşadıklarınızı anlatırmısınız..?

A.Ç: Ben Ahmet Çetin; Koca Hafızlar sülalesinden Hasan Sabri  ve Havva Çetin’in 2. Oğlu , 26.09.1946  doğumluyum. Genç kuşakların daha iyi tanıması için şöyle anlatayım. Babam; şimdiki Çakmakçayır muhtarı Turan Çetin’in dedesi , Nuri Çetin’in abisi , Yusuf Ağa lakaplı Yusuf Özcan’ın üvey kardeşi , Annem; İsmail Arabacı kızı , mevcut belediye başkanımız Tuncay Göymen’in babaannesi Fatma Göymen’in kız kardeşidir. Yani Özcanlar , Göymenler ve Arabacılar  yakın akrabalarımdır. O zamanlar kimse doğum tarihini bilmezdi. Kendimi bilmeye başladığım yıllarda anneme “Ne zaman doğdum” diye sorunca, “Kamışlar kaynarken” cevabını almıştım(Sonbahar başlangıcı). Çocukluk çağlarımda akıllı fakat tembel biriydim. Babam o yıllarda Muhtar olduğu için midir bilmiyorum sınıfları rahat geçtim. Çocukluk döneminde en büyük eğlencemiz kazan böğent  ve koca bentlerde yüzmekti. İlkokulu Terzialan’da , 3. Sınıfa kadar okudum. 1956 yılında Çan’a göç ettiğimizden devamını orada okuyup mezun oldum. Yeni çevreye uyum sağlamanın zorluklarıyla  Ortaokula başladım. Sınıfları hiç  doğrudan geçemedim. Orta 2 de 8 dersten ikmale (bütünlemeye) kalmama rağmen , o sene rekor sayılacak şekilde , 8 ini de vererek orta 3 e geçtim. Ortaokulu bitirirken yine tek dersten kalmıştım , fakat o zamanlar bazı okullar tek dersten kalanları kabul ediyordu. Ben de ne olduğunu tam olarak bilmeden , Bursa sanat okuluna yazıldım. Buradaki derslerden de zorlanarak , 1964 senesinde mezun oldum. O yıllarda ailemin durumu iyi idi. Çalışmayı düşünmüyordum. Fakat  seramik fabrikasında teknik ressam ihtiyacı varmış , müdür babamı arayarak hemen işe başlayabileceğimi söylemiş. Böylece 1964 senesi sonlarında 1319 personel sicil numarasıyla işe başladım. Askerlik çağıma kadar devam ettim. O zamanlar askerlikteki sınıfımız askerlik şubesinde belirlenirdi. Beni , zayıf çelimsiz biri olduğumdan muhabere sınıfına yazdılar. Bunu duyunca hemen postaneye giderek mors alfabesi aldım ve ezberledim. Başarılı bir 24 ay askerlik döneminden sonra , tekrar seramik fabrikasındaki işime döndüm. Bu arada babam iflas etmiş ve ailem perişan durumdaydı. Bir darbe de en yakınlarımızdan yedik ve evimizi elden çıkardık. Dost bildiğimiz kişiler de yanımızda yoktu. Tüm ailenin geçimi benim üzerime kalmıştı. Fabrikadan aldığım 450 Lira aylıkla geçinmeye çalışıyorduk. Bunu sürdürmek zordu. 1969 sonuna doğru Almanya’ya gidip çalışmaya başladım. Düzenli olarak her ay aileme 1000 lira gönderdim. Evli olmama rağmen , yazdığım bütün mektupları “Sizin için yaşayan oğlunuz , kardeşiniz , abiniz” diyerek imzaladım. Gurbetçilik 15 yıl sürdü. Babamın vefatı (1981) üzerine köyümüze geri döndük. Bana güvenerek başlatılan konut inşaatını bitirdim. Lakin kardeşlerim , evin babamızın sağlığında ve kendi imkanlarıyla yapıldığını iddia edip hak talep ettiler. Köyümüzde 13 sene kaldık  ve 1997 yılında Çanakkale’ye taşındık ama dünya hayatında problemler bitmiyor. Tam her şey yolunda derken 43 yıl beraber olduğum eşimi kaybettim. Yaşamak adeta haram olmuştu. 2014 yılında şimdiki eşimle tanışıp 2. evliliğimi yaptım. Halen Kepez’deki evimizde yaşıyor ve geçinip gidiyoruz.

Gazete Terzialan: Ahmet Abi son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

A.Ç:  Allah bundan sonraki hayatımızda sağlık sıhhat ve kalanlara selamet versin.

Gazete Terzialan : Bizde Gazete Terzialan olarak , içtenlikle verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyor , sağlıklı günler diliyoruz.

AHMET ÇETİN D: 26.09.1946

Röportaj: Necmi Can – 15 Şubat 2021



3-) NİYAZİ CAN (ABDÜLAZİZ & ZEHRA OĞLU)

Kadir Ağa 1883 yılında Hazergrat’dan  Öz yurduna göç ederken yanında eşi Fatma ,  akrabaları ve komşuları vardır. Bu kafile Terzialan köyünü kendilerine yeni vatan yaparlar. Kadir Ağa’nın Ali adında bir oğlu , Hatice , Ayşe , Emine adında 3 kızı olur. Kadir Ağa ileri görüşlü bir vatanseverdir. Çiftçilik ve hayvancılık yapar. Oğlunu O dönemin ve bölgenin  en iyi okulu olan Bayramiç medresesine ilim tahsil etmeye gönderir. Evlenme çağı geldiğinde Süleköy’den  Osmanpazarı  göçmeni Mustafa kızı Fatma ile evlendirir. Ali ile Fatma’nın Aziz adında bir oğlu , Meryem adında bir kızları olur. Osmanlı İmparatorluğu zor günler geçirmektedir ve Balkan savaşları patlak verir. Seferberlik ilan edilmiştir ve askerlik çağında olanlar askere alınır. Ali medrese mezunu olduğundan askerlikten muaftır. Fakat köyde hakkında çıkan dedikodulara dayanamaz ve gönüllü olarak askere gider. Gidişi o gidiş olur ve Ali şehit düşer. Fatma 22 yaşında dul , 2 çocuğu yetim kalır. Baba evine dönüp dönmemekte kararsız kalır. Bunu fark eden kayınpederi Kadir Ağa; “Bak kızım , baba evine dönmek yada tekrar kocaya gitmek en tabii hakkın. Lakin gitmez bizimle kalırsan Ben Seni de evlatlarını da asla mağdur etmem hiç bir şeyden mahrum bırakmam” der.  Fatma bir daha evlenmez ve kendisini evlatlarına adar. Aziz akıllı ve meraklı bir çocuktur. Öğrenmeye açıktır.

Dedesinin de teşvik ve yardımlarıyla Arapça okuyup yazmayı öğrenir. Hafızlık seviyesinde de Kur’anı kerimi hatmeder. Bir taraftan da dedesine yardım etmekte ve koyunlara bakmaktadır. Evlilik çağı gelmiştir. Annesi Fatma aldığı bir haber üzerine hazırlanıp Etili köyüne kız görmeye gider. Burada Bayramiç’in Armutlu köyünden  Etili’deki  halasına  evlatlık olarak verilmiş , şehit Fehim kızı Zehra’yı görür. Bu yetim kız ufak tefek ama güzel ve beceriklidir. Aynı gün kızı sahiplenen aileden isteyip alarak Süleköy’e babasının evine getirir. Babasının onayını aldıktan sonra kayınpederine gider yaptıklarını ve düşüncesini anlatır. Kadir Ağa’da Sen uygun görmüşsen kabulümdür der ve Aziz ile Zehra evlenir. Bu sırada Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış ve 1923 yılında cumhuriyet ilan edilmiştir. Aziz Ezine’ye askere gider. Eski yazı okuma yazma bildiğinden ve 1928 yılında harf devrimi yapılıp yeni alfabe kabul edilince çabucak yeni alfabeyi öğrenir ve askerde silah tamir bakım birliğinde görev alır. Askerlik dönüşü yeni bir mesleği vardır. Tüfek tamirciliği. Aziz ve Zehra’nın Niyazi , Ali Rıza adında 2 oğlu ve Gülizar adında bir kızı olur. !934 yılında medeni kanunun yürürlüğe girince, Kadir Ağa’nın Aziz; Can soyadını alır.

Niyazi Can 20.03.1926 Terzialan doğumlu olup, İlkokulu Terzialan ilkokulunun 3. sınıfından sonra , Karakoca köyü ilkokulu 5. Sınıfından mezun olur. Okula arkadaşlarıyla yürüyerek gidip gelmekte , karda kışta ıslanıp zaman zaman ayaklar su ve çamur içinde kalmakta , çocuklukta bu olaylar birer oyun olmaktadır. Karakoca’da tütüncülük yapıldığından sigara içmeye de başlamıştır. Bu okul yıllarında Karakoca köyünden  çok güzel arkadaşlık ve dostluklar kurulur. Bir taraftan Niyazi ilkokul arkadaşı Yakup Özcan kızı Havva’ya aşık olur. Mektuplar yazar , Niyazi Havva’ya – Havva Niyazi’ye cevaplar yazar. Aziz; oğlu Niyazi’nin Savaştepe Öğretmen okuluna gitmesini ister. Niyazi de ister ama gönlünde Havva olduğundan bir mektupla Onun fikrini sorar. Havva’da; ”Bu senin istikbalin için çok önemlidir. Lakin sen buralardan gidersen bizim kavuşmamız mümkün olamaz” şeklinde cevap yazar. Niyazi kafası karışık , babasıyla yola çıkar. Tepeköy sırtına geldiklerinde “Şu köyüme bir kere daha bakayım” deyip geri bakar kalır. Babası durumu anlar ve”oğlum sen köyden ayrılmaya dayanamayacaksın. Ben vazgeçtim , sen de vazgeç” der ve oradan dönüp gelirler. Böylece Niyazi, baba ve kardeşi Ali Rıza ile beraber , tüfek tamirciliği , çiftçilik , kerestecilik ve nakliyecilik yapmaya başlar.

1944 yılında ilkokul aşkı Havva Özcan ile evlenir. 1946 yılında Gelibolu Bolayır Muhabere birliğinde terzi olarak askerliğini yapar. Askerlik sonrası aile Amerika Marşal yardımıyla gelen  gazyağı veya benzinle çalışan President marka bir traktör satın alır. Böylece çiftçilik daha modern hale gelmiştir. Kendi ailesi 6, kardeşinin ailesi 5, anne baba ve babaanne olmak üzere 14 kişi aynı sofrada yıllarca birlikte olurlar. 1962 yılında kırmızı , 1964 yılında mavi Bedford marka kamyon alırlar. Orman işletmesi ihalelerine girerek , yazın  makta alıp ağaç kesimi yaptırarak  bunların orman depolarına nakledilmesi işleri , kışın ise Çan kömürünü Bandırma limanına nakliye işleri yaparlar. 1965 yılı Temmuz ayında Aziz Can vefat edince, kardeşiyle işleri ve kamyonları ayırırlar. Artık  Niyazi’nin en büyük yardım ve destekçisi eşi ve çocuklarıdır. Kendisinin sürücü belgesi olmadığından kamyonu için şoför çalıştırır ve tüfek tamiri , kamyon kasası , kereste ve ambalaj işlerine yönelir. Köyde ilk kez Aşçı Mustafa lakaplı Mustafa Tuncel ile ortak olarak elektrik motoruyla çalışan Patoz makinası kurup çalıştırırlar. Yine bu

İki ortak yıllardır ahşap olarak hizmet veren değirmen yanı köprüsünü , restore ederek betonarme yaparlar. Köye yapılacak her türlü işte , karadere suyu getirilmesi , içme ve kullanma suyu getirilmesi gibi işlerinde hep öncülük edenlerden olmuş maddi ve manevi  desteklemiştir. Köyün ilk Sağlık Ocağı açılmasında bir odanın tefrişatını yapmıştır. Çalışma hayatı boyunca bir çok kişiye ekmek vermiş , bir çoğunu emekli etmiş , kimsenin hakkını yememeye özen göstermiştir. Çocukluk yıllarında geçirdiği hastalıkların ve sigaranın verdiği tahribatlar sonucu KOAH hastası olan , köyümüzün yetiştirdiği iş insanı  babam Niyazi Can ,  2007 şubat ayında, birbirlerinden hiç ayrılmayan annem Havva Can , 6 ay sonra 2007 Ağustos ayında vefat ettiler. Biz onların hepsinden razıyız, Allah’da onlardan razı olsun , rahmetini eksik etmesin , makamları cennet olsun.          

NİYAZİ CAN

D: 20.03.1926

Ö:15.01.2007 (81)

HAZIRLAYAN : NECMİ CAN – 21 Şubat 2021



4-) MEHMET AŞICI (MUSTAFA & HANİFE OĞLU – MELİHA EŞİ)

İz Bırakanlarda bu kez konuğumuz Sn.MEHMET AŞICI

Gazete Terzialan: Siz köyümüzün ilk Üniversite mezunlarındansınız. Bize kendinizi ve anılarınızı anlatırmısınız.?

M.A: Rumeli den göç edip Terzialan’a yerleşen Koca Arabacı’nın oğlu Halil’in 2 oğlu vardır. Birisi Ömer diğeri Babam Mustafa Aşıcı. Mustafa ve eşi annem Hanife’nin 3 erkek , 3 kız çocukları olur. En büyükleri  Ben Mehmet Aşıcı , Babam cep takvimine  11.12.1945 yılında dünyaya geldiğim notunu yazmış. Erkek kardeşlerimden Ahmet’i  çok genç yaşta , İsmail  52’sinde vefat etti  ve özellikle beni yalnız bıraktı.  3 Kız kardeşimin  sağlık ve mutluluğuna  duacıyım.

İlkokulu Terzialan ilkokulunda , ortaokulu Çan’da , Liseyi Çanakkale’de bitirdikten sonra , yüksek tahsilimi İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde tamamladım. Eşimin dayısı Halit Özcan’dan sonra , köyümüzden üniversiteye giden 2 , üniversiteyi bitirip yedek subay asker olan ilk kişiyim. Şimdiki yaşantımıza baktığımda , bizim okuduğumuz  dönemin ulaşım zorlukları , maddi imkansızlıkların bizi ne kadar zorladığını şimdi daha iyi idrak ediyorum. Çocukluğumda aklıma ilk gelen olay topluca yapılan sünnet cemiyetleridir. Kısıtlı imkanlara hatta yokluğa rağmen  çok keyifli ve mutlu bir çocukluk yaşadığımızı düşünüyorum. İlkokuldan önce hocaya gittim. Sonra İlkokula başladım. Öğretmenimiz Kamil öğretmen ,  numaram 51 idi. Diğer okullardaki numaralarım da sırasıyla , 60 , 190 , 935 , 2863 , 2096 diye hatırımdadır. Hayatımın en güzel günleri , yedek subay olarak geçirdiğim 24 aylık süre diyebilirim. Üniversiteyi ilk bitirip subay elbisesini ilk giydiğimde duyduğum mutluluk , onur ve gururu hatırlamak  beni hala mutlu eder. Yedek subaylık dönemimde 1968 yılında, Niyazi ve Havva Can kızı Meliha ile evlendim. 1969 yılında Ahmet ve 1972 yılında Hatice adında 2 evladım oldu. Askerlik sonrası Çanakkale Seramik fabrikasında çalışmaya başladım. Fakat yaptığım iş ve bulunduğum konum ilk etapta bana yeterli olmadığından ayrıldım. Devlette çalışmak istediğimden 01.03.1971 de Bursa Merinos olarak bilinen (Şimdi müze oldu)  Sümerbank’ta işe başladım. Ardından yıllarca ,  Yarımca seramik ve Yarımca Belediyesi , Sakarya Üniversitesi , Sümerbank Eyüp Fabrikasında ve Tarım Orman Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğünde , İdari İşler Müdürü olarak da bir yıl 8 ay çalıştıktan sonra özel sektöre , Altın Yıldız Fabrikasına Personel Müdürü olarak geçiş yaptım. 5 yıl 8 ay çalıştıktan sonra sigortadan emekli oldum. Bir müddet ara verdim. İSKİ (İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi) Genel Müdürü Sn.Veysel Eroğlu’nun daveti üzerine Genel Müdür yardımcısı olarak tekrar çalışmaya başladım. 11 yıllık çalışmamın ardından devlete daha önce verdiğim hizmetler de hesaplanarak , memuriyetten 2. emekliliği hak ettim. İSKİ genel müdür yardımcılığım sırasında  karınca kararınca ve devletin imkanlarını da kullanarak Terzialan Belediyemizin bazı ihtiyaçlarını giderme konusunda yardımcı olmaya çalıştım. İş hayatımın yöneticilikle geçen uzun yıllarında uygulamaya çalıştığım genel prensipler;  özellikle devlet işinde çalışırken, insan ayırmadan , kayırmadan çalışanın hakkını vererek ve Allah rızasını gözeterek , yorulmadan , bıkıp usanmadan çalışmaktır.

Gazete Terzialan: Çok başarılı bir çalışma hayatınız olmuş. Gençlere son olarak bir mesajınız var mı?

M.A: Sakarya Üniversitesinde Sn. Abdullah Gül Bey’le , İSKİ’de Sn. Veysel Eroğlu ve Sn. Recep Tayyip Erdoğan’la tanışıp çalışma şansım oldu. Onlar daha sonra ülke yönetiminde en üst makama geldiler. Ben hiç bir zaman şahsi menfaatim için bu ilişkiyi kullanmadım. Geldiğim her göreve liyakatimle ve hak ederek geldim. Gençler de liyakate , hak ve adalete göre davransınlar.

Gazete Terzialan olarak , bu güne kadar yaptığınız tüm hizmetler için Size teşekkür ediyor , bundan sonraki hayatınızda sağlıklı , mutlu ve hayırlı bir ömür diliyoruz.

MEHMET AŞICI

D: 11.12.1945

Ö:23.12.2023 (78)

Röportaj: NECMİ CAN – 24 Şubat 2021



İz Bırakanlarda bu kez Katip Mehmet lakaplı Mehmet Gözden var.

5-) MEHMET GÖZDEN (Katip – Hafız Mustafa oğlu)

Hafız Mustafa 93 muhaciri bir ailenin oğludur. 1.Dünya savaşında Kumkale’de savaşmış bir gazi , kendisine teklif edilen gazilik maaşını kabul etmeyen bir kaanat önderidir. Kur’an kursunda öğrenci yetiştirdiği gibi , yeni harfleri ilk öğrenen ve öğreten de odur. Uzun yıllar köy katipliği yapmış , 1934 yılında soyadı kanunu çıkınca bir çok aileye soyadını(Arabacı , Baştan , Koşar , Can , Candan ,…) O vermiş , kendisi de Gözden soyadını almıştır. Aynı zamanda inşaat ustası olan Hafız Mustafa , merkez camimizin yapımında çalıştığı gibi Ozancık köyü camisini inşaa edip orada uzun yıllar imamlık da yapmıştır. O köylülerin “Havız Aga”sı ve önderleridir.  Muska yazıyor ve çakal ağzı bağlıyormuş. Keçisi kaybolan köylü Ona gelip Çakal ağzı bağlatıyormuş ki hayvanına zarar veremesin. Bir gün yabancı birisi ,” Yahu havız ağa senin okuyup üflemen dağdaki çakala ne yapacak” deyince ,”Boş ver şimdi adam gitsin evinde rahatla uyusun” demiş. Keçisi yenen adam bile gelip , Ben yanlış tarif etmişim , hata benim dermiş. Kendisine o kadar inanılıyormuş. O yıllarda imamlar köylülerin aralarında topladıkları genellikle buğday karşılığında görev yaparlardı. Hafız Mustafa  görev süresi bitip köyüne dönünce yerine tutulan genç imam bakar ki köylüler camiye çarıkla giriyor , ”Camiye böyle çarıkla girilmez” deyince , “Havız Aga bize girilir demişti” cevabını alır. Genç imamın canı sıkılır ve birgün Havız Aga ya gelir. “Neden böyle bir şey söyledin” der. Hafız Mustafa’nın cevabı tıpkı bir psikolog gibi “Yahu evlat , ben onları bu kadar camiye alıştırabildim , Sen de çarıkları çıkartmayı öğretirsin” demiş.

Hafız Mustafa , Kafiye ile evlenir ,  bir oğlu  Mehmet ,  Kızları Firdevs ile Ayşe dünyaya gelir. Firdevs , Hacı Nasuh Orta’nın ilk eşidir ve genç yaşta vefat eder. Ayşe , Murat Mehmetlerin Yusuf Orta’nın eşidir.

Hafız Mustafa ve Kafiye çiftinin  oğlu Mehmet Gözden 1924 Terzialan’da doğar. Terzialan ilkokulu 3.Sınıftan mezun olur. Fakat kendisini geliştirir , bulduğu her fırsatta okur , genel kültür ve matematik üzerinde oldukça başarılıdır. 18 yaşına geldiğinde babası gibi hafız ve imam olan Uzunalan köyünden İsmail Usta’nın büyük kızı Nazife ile evlenir. Kısa süre sonra askere gider. Askerde iken kızı Emine dünyaya gelir. 2.Dünya savaşı yılları olduğundan hiç izin kullanmadan kesintisiz 4 yıl askerlik yapar. Döndüğünde kızı büyümüş ancak babasını yabancı bilmiştir ve alışması zaman alır. Sonra oğulları Ali ve Ahmet dünyaya gelir. Uzun yıllar sonra 1964 te kızı Ayşe ve 1970 yılında oğlu Erhan dünyaya gelir. Gençlik ve orta yaşlarında tarım ve değirmencilik yapar. Daha sonra Çan’da sendika katibi olarak çalışır. Aynı zamanda köyümüzün ve çevre köylerin de katipliğini yaptığından “Katip Mehmet” olarak anılmaya başlar. Hatta bazıları “Kadı Emmi” der. Her konuda kendisine danışılan , herkesin sevgisini , saygısını kazanmış , kimseyle tartışmaya girmez , çok sabırlı ve hoş görülü bir kişidir. Yıllarca insanların vergi iade fişlerini , köylülerin yazışmalarını ve dilekçelerini yazmıştır. Bütün bunların karşılığında bir beklentisi olmamış , bir çay bir ekmek parası verirlerse yetinmiştir. Bir köylünün bir gün bir dilekçe , için arzu halci bile olmayan birine 100 lira ödediğini duyunca “Keşke bana gelseydin. Bu kadar para alınır mı” diye isyan etmiştir. 1980 yılında SSK dan emekli olur. Emeklilik yıllarında da köylülerine hep yardımcı olmaya çalışan  Katip Mehmet Gözden , 17 Mayıs 1997 tarihinde vefat ettiğinde bu dünyada bir hoş seda ve 5 evlat bırakmıştır. Büyük kızı Emine Çanakkale’de Hayatını devam ettirmekte. Büyük oğlu Ali Kamyonculuk ve minibüsçülük yapmakta iken 23.01.2010 yılında vefat etmiştir. Diğer oğlu Ahmet emekli öğretmen , küçük kızı Ayşe Çanakkale’de ikamet etmekte , küçük oğlu Erhan Çanakkale’de öğretmen olarak çalışmaktadır.

Bu dünyadan iz bırakarak göçüp gidenlere Allah rahmet etsin , mekanlarını cennet eylesin.

MEHMET GÖZDEN

D: 1924

Ö:16.05.1997 (73)

HAZIRLAYAN : AHMET GÖZDEN – 18 Şubat 2021



6-) AHMET GÖZDEN (Emekli Öğretmen)

Bu kez Ahmet Gözden’in evine konuk olup röportaj yaptık.

Gazete Terzialan: Siz Cumhuriyet döneminin 2. kuşak, köyümüzün yetiştirdiği 3. Öğretmenisiniz. Bize kendinizi ve anılarınızı anlatırmısınız.?         

A.G:  Hafız Mustafa oğlu Mehmet’in oğlu Ahmet Gözden. 14.06.1951 de doğmuşum. Annem Uzunalan köyünden İsmail Usta’nın ilk kızı Nazife. İsmail Usta’da hafızdı ve köyünde uzun yıllar imamlık yapmıştı.

Ben ailenin 3. Çocuğu olarak dünyaya gelmişim. İlkokulu köyümde 54 sicil numaralı, çok başarılı bir öğrenci olarak 1963 yılında bitirip, Çan orta okuluna yine 54 sicil numarasıyla başladım. O sene biri kız olmak üzere 2 arkadaşım daha vardı. O zamanlar okuyanlar parmakla gösterilirdi. Bizden önce okuyan sayısı 10’u geçmez. Hele üniversitede okuyan sadece 3 kişi idi. Biz de Onlar gibi zor şartlarda okuduk. Ortaokulda her dönem okul birincisiydim ve iftiharla (takdirname) geçerdim. Bu başarı  törenle tüm okula takdim edilirdi. Ben hep liste başıydım ve büyük bir onurla tebrikleri kabul ederdim. Öğrenci olmama rağmen fahri olarak özel ders bile veriyordum. Çan’da Lise olmadığından Biga Lisesine kaydolmuştum ki, hayatı değiştirip yön veren, şekillendiren haber geldi. Çanakkale Öğretmen Okulunu kazanmıştım. 1966 yılı öğretmen okulunda geçirdiğim ilk geceyi hiç unutamam. Yatakhanede yatağım ranzanın üst katıydı. Düşerim korkusuyla bütün gece ranzanın iki yanından tutunarak yatmış, bir türlü uyuyamamıştım. Biz evimizde  yer yatağında yatar, sabah kalkıp gider, yatakları kimin topladığını bile bilmezdik. Ertesi sabah, yataklarımız dağınık diye bizi idareye çağırıp ince ince öğrettiler. Öğretmen okulunda da başarılı 3 yıl geçirdim. Eceabat Sivli köyünde bir ay, Çanakkale Gazi ilkokulunda 15 gün staj yaptıktan sonra 30.06.1969 da öğretmen olarak mezun oldum.

31 Temmuz 1969 da henüz 18 yaşımı doldurmuşken, 4,5 yıl mecburi hizmet şartıyla tayinim çıktı. Hem de Dedemin imamlık yaptığı Ozancık köyüne. Köyümüze 7 km. dir. İlk sene genellikle yayan gidip geldim. Gençliğimin ve kariyerimin en zor 5 yılı Ozancık’ta geçti diyebilirim. Şöyle ki: Yol yok, elektrik yok, telefon yok. Herşeyden önemlisi okul binası yok. Saçtan bir barakada tek öğretmen 5 sınıf birarada ders işliyordum. Bir sene böyle geçti. 1970 yılı 12 Haziranında geçirdiğim bir trafik kazası sonucu bacağım kırıldı. Uzun bir tedavi ve operasyon sonrası tekrar görevime döndüm. Şimdiki okul binası bu süreçte yapıldı. 22 Ocak 1971 de Yusuf Ağa’nın 3. Kızı Şükran Özcan ile evlendim. Bu yıl evliliğimizin 50.yılını kutladık. 2 oğlum Ozancık’ta dünyaya geldi. Büyük oğlum Ersel, şu anda Balıkesir Kadastro Müdürlüğünde Müdür yardımcısı, küçüğü Yüksel ise  Ziraat Bankası Edremit Şube Müdürüdür. 1974 yılında bu kez tayinim öteki dedemin ve annemin köyü Uzunalan’a çıktı. Orada 4 yıl çalıştım ve kızım Birsen de Uzunalan’da doğdu. Şu anda İzmir’de İngilizce öğretmeni. Torunlarımdan biri lisede, üçü üniversitede okumaktadır. 1975 yılında  Uzunalan ortaokulu açıldı ama hiç öğretmen atanmadı. Biz 3 ilkokul öğretmeni aynı zamanda dersleri paylaşarak ortaokulu da idare ettik. 1978 yılında Terzialan köyüme tayin oldum. 1980 de şu anda yaşadığımız evi yaptırdım. Ortaokul İngilizce derslerine de girdiğim başarılı ve huzurlu 8 yılın ardından, 1986 da 2 yıl Çanakkale Akçapınar köyünde, 4 yıl Güzelyalı’da görev yaptım. 1992 yılında müdür yadımcısı olarak tekrar köyüme geldim. 2 yıl yardımcılıktan sonra 2 yıl da ilkokulun son müdürü olarak görev yaptım. Daha sonra ilkokullar, 8 yıllık ilköğretim  okullarına  dönüştü. 27 yıl çalıştıktan sonra Ağustos 1996 da  emekli oldum. Bu yıllar içinde çocuklarımı da evlendirmiştim. Çok huzurlu, çok rahat, bir çok kişinin imrendiği sade bir yaşam sürüyorum. 2009 yılında umre yaptım. 2010 yılında Mısır’a ve 2015 te Doğu Karadeniz gezisi ve Gürcistan’a gittim. Çevremdekiler spora ve sağlıklı yaşama önem verdiğimi bilir. Her gün düzenli yürüyüş yaparım. Bunun çok faydalarını görüyorum ve herkese tavsiye ederim.

Gazete Terzialan: Çok başarılı ve çok hoş tesadüflerle geçen bir çalışma hayatınız olmuş. Son olarak ne söylemek istersiniz.

A.G: Yıllarca beraber çalıştığım arkadaşlarımı en halisane duygularla anıyor, sağlıklı uzun ömürler diliyor, vefat edenleri özlemle yad ediyor, Allah’tan rahmet diliyorum. Yetiştirdiğim sevgili  öğrencilerimin gözlerinden öpüyor, Tüm dostlarıma ve sevdiklerime selam ve sevgilerimi sunuyorum.

Biz de Gazete Terzialan olarak Size ve tüm ailenize, birlik beraberlik içerisinde sağlıklı ve hayırlı bir ömür diliyor, teşekkür ediyoruz. 

AHMET GÖZDEN D: 1951

RÖPORTAJ : NECMİ CAN – Şubat 2021



7-) HACELLER  (HACI HALİLLER)

Tarihi kaynaklarda 93 harbi diye geçen 1877-1878 Osmanlı Rus savaşında yenilen Osmanlı, Balkanlarda etkinliği ve gücünü kaybetmeye başlayınca göçler başlar. Bulgaristan’ın Razgrad iline bağlı Kızıllar köyünden de bir kafile Anadolu topraklarına göç eder. Bu kafilenin içerisinde 12-13 yaşlarında Kara Mehmet oğlu Halil’de vardır ve Biga sancağına bağlı Terzialan köyüne yerleşirler. Erken yaşlarda Rahime ile evlenir. Dünyaya 3 kız çocuk getirdikten sonra duaları kabul olunur ki dördüncü çocukları erkek olur. Adını Mehmet koyarlar. Halil de bu arada hacca gidip gelmiş ve Hacı Halil olmuştur. Bu Hacı Halil ismi halk arasında pek çok kelimede olduğu gibi kısaltılarak söylendiğinden Haceli olarak sülale lakabı olur.

1910 yılında dünyaya gelen Haceli’nin küçük Mehmet, çocukluktan çıkıp gençlik yıllarına geldiğinde, köyün ileri gelenlerinden Kadirağa’nın yanına çırak gibi gitmeye başlar. Kadir ağa ağaç işlerinde oldukça yeteneklidir. Küçük yaşta babasız kalan Kadirağa’nın torunu Aziz ile yaşıt olduklarından beraber çalışıp kardeş gibi büyürler. (Bu kardeşlikleri o kadar samimi ve sağlamdır ki gelecekteki torunlarına bile aynı  Necmiye, Faruk, Necmi isimlerini verirler) Haceli’nin Mehmet gelecekte yapacağı işlerin el becerilerini ve mesleğini Kadirağa’nın yanında öğrenir. Askerliğini Ankara’da Baytar (Veteriner hekim) yanında yapar. Yetenekli ve zeki olan Mehmet burada hem eski yazı hem yeni yazı okuyup yazmayı iyi derecede öğrenir. Baytar yanında olmanın avantajlarını da değerlendirip çok iyi gözlem yaparak kırık çıkık tedavi yöntemlerini öğrenir. Bu  bilgi ve tecrübelerini askerlik dönüşü hayvanlar üzerinde dener ve başarılı olur. (Çocukken Benim de bacağım kırılmış ve Mehmet Amca sarıp tedavi etmişti.) Evliliğini Ali Osman’ların Mehmet’in büyük kızı Fatma ile yapar. Eşi aynı zamanda iş ortağı ve en büyük yardımcısıdır.

Askerlik öncesi çıraklığındaki bilgiler ve askerlikte edindiği bilgiler artık mesleği olmuştur. Soyadı kanunu çıkınca, babası Haceli’nin sessiz ve sakin davranışlarıyla bilinmesinden dolayı “DURGUN” soyadını alır. O yıllarda  bıçkı deresi mevkiinde Biga’lı Tevfik Bey tarafından  kurulup işletilen, su gücüyle çalışan bir  kereste atölyesi ve bıçkılar vardır. Mehmet Durgun burada becerilerini iyice geliştirir. Oradan ayrıldıktan sonra çiftçilik, hayvancılık, nalbantlık, demircilik ve marangozluk işlerine başlar. Çocukları olur ve Onlar büyüdükçe yardımcıları da artmıştır. Büyük oğlu Mustafa annesiyle beraber en büyük yardımcılarıdır.

1950 yılı başlarına kadar böyle devam ederler. 1950 den itibaren bir hizar ve değirmen kurarlar. Bunun için büyük bir dizel motor alırlar. Bu motor kızdırma kafalı ve su soğutmalıdır. Soğutma suyu için 10 tonluk bir su havuzu vardır. Motoru çalıştırmak için kafa kısmı körükle ısıtılır, kranka takılan bir kol elle çevrilerek  gürültülü ve dumanlı bir çalışma sağlanırdı. Motor sesi neredeyse tüm köyden duyulur buna rağmen zamanın en modern motorudur. Bu motor aynı zamanda sanayileşme yönünde de bir adım olur ve kamyon kasası yapmaya başlarlar. Birkaç yıl sonra Çekoslovakya yapımı daha küçük daha güçlü ve daha pratik bir motorla çalışmaya devam ederler. 1960 yılı sonlarında köyümüze elektrik gelmesiyle dizel motorlar devre dışı kalır, değirmen ve hizar makinaları elektrik motorlarıyla çalıştırılır. 1970 yılı sonuna kadar böyle devam eder. Daha sonra işleri büyük oğlu  Mustafa Durgun devralır.

Haceli’nin Mehmet Durgun ise ölümüne kadar eşe dosta hediyelik  fıçı, yayık, sini gibi eşyalar yaparak günlerini geçirir. 1993 yılında 83 yaşında geçirdiği ani kalp krizi sonucu vefat eder. Oğlu Mustafa emekli olduğu 1990 yılına kadar kereste ve ambalaj işlerini sürdürür. Ağaç kokusu ve talaş tozu ailenin iliklerine kadar işlemiş olacak ki torunlar da ağaçtan vaz geçemez. Büyük torun Enver Durgun Eğitimini de Mobilya ve Ağaç işleri  üzerine alarak mobilya üretimine yönelir ve bölgemizin en büyük mutfak dolabı üreticisi konumundaki Ercem Mobilya üretim tesislerini kurar. O da, yüksek öğrenimlerini tamamlayan oğulları Cem ve Caner’i üretim  ve pazarlamanın başına getirir. Diğer torun Ahmet Durgun da kereste ve ambalaj işini oğlu Uğur’a devreder.

Mesleklerini dededen toruna 4. Kuşak olarak  devam ettiren tek aile olan Haceller’in tüm geçmişlerini rahmet ve saygıyla anıyor, Beldemize kattıkları katma değer ve yarattıkları istihdam nedeniyle Gazete Terzialan olarak şükranlarımızı sunuyor sağlıklı günler ve hayırlı kazançlar diliyoruz.   08.11.2021

MEHMET DURGUN (Hacı Halil oğlu):

D: 1908

Ö: 11.10.1993 (85)

Kaleme alan: Enver Durgun                     
Yayına hazırlayan: Necmi Can             
Yayınlayan: Ahmet Kamalı



8 -) MUAMMER CANDAN (CELİL & PEMBE OĞLU – MERYEM EŞİ)

93 Harbi diye bilinen 1877-1878 Osmanlı- Rus harbini Osmanlı İmparatorluğu kaybedince, Balkanlarda yaşayan Türkler yerel Hristiyan halklar tarafından taciz edilmeye ve horlanmaya başlar. Osmanlı askerleri kendi halklarını korumaktan acizdir. Bulgaristan’ın Kızıllar köyündeki Türklere de tacizler ve aşağılamalar başlar. Hatta bir gün su kuyusu başında tartışma çıkar. Gayri müslimler su sırasını bir türlü Türklere vermezler ve suyu domuzlarına içirmek için yalaklara doldururlar. Bu artık sabrın sonu olur ve köydeki 60 aile Anadolu’ya göç etme kararı alır. Öküz arabalarıyla yola koyulurlar ama yine at arabaları ve yerli halk tarafından engellenmek istenirler. Buna rağmen 60 hane Biga sancağına ulaşır. Kendilerine yerleşmek için Çan nahiyesine bağlı Gölcük (Etili) köyü gösterilir. 30 hane buraya yerleşir ancak 30 hane burayı beğenmez ve Bursa tarafına gitmek üzere Çan’a gelir. Jandarma çavuşu bu kafileye” olmaz , Sazak, Uzunalan yada Terzialan köylerine bakın oralara yerleşebilirsiniz” der ve o zamanlar ki ismi “Çakmakçayır” olan Terzialan’a yerleşirler.

Bu 30 hanelik kafilenin içerisinde amcalarıyla gelen 14 yaşında  Aziz de vardır. Bunun oğlu Celil , Sıkı Mustafa’nın ablası Pembe ile evlenir. Bunların Muammer , Ümmühan , Kasım ve Aziz adında çocukları olur. Sonrasını Muammer Candan’ın ağzından dinleyelim.

“1931 yılında Terzialan’da dünyaya geldim. Annem Pembe ve babam Celil’in en büyük çocuğuyum. Çocukluğum köyde çobanlık yaparak geçti. İlkokul çağım geldiğinde 1939 yılında büyük bir deprem oldu ve okul yıkıldı. Biz 1941 yılında , şimdiki Aziz Özkan’ın evinin yerinde , bir kahvehane vardı. O kahvehane Okul olarak kullanıldı. Bir süre orada eğitim gördük sonra o kahvehanenin karşısında Köy binaları vardı. Bizden sonra bir devre daha orada okuyan oldu. Daha sonra , Sağlık Ocağının yanında devletin yaptığı İlkokula taşınıldı. Biz Eğitmen Hakkı Sağın’ın öğrencileri olarak 1943-1946 yıllarında 3. Sınıftan mezun olduk. Fakirlikten Karakoca ilkokuluna gidip 5. Sınıf diploması alamadım. O yıllarda köyde iş imkanı yoktu. Ya Edremit’e zeytine ya da İpsala’ya pirince gidilerek para kazanılırdı. Ben ilkokuldan sonra kiremit ocaklarında çalışmaya başladım. Bu ocaklar ya Derenti’de yada Paşaköy’de idi. Hatta Ben daha usta olduğum için Manisa Akhisar’da bir tuğla fabrikasında çalıştım.  Bu çalışmalar şimdiki gibi sigortalı ve saatli değildi. Güneş doğumundan batımına kadar çalışılır ve kimse sigorta istemezdi. Askerden önce Arabacı Osman oğlu Halil Özkan (Halil Pehlivan) kızı Meryem ile evlendim. Askerde şoför eğitim kursuna katıldım. Üstün başarı göstererek şoför bonservisi alıp şoför oldum. Artık bir mesleğim olmuştu. 2 yıllık askerlikten sonra bu bonservisi Çan Belediyesinden şoför ehliyetine çevirdim. Daha sonra bu ehliyeti Çanakkale Trafik şubeden Ağır vasıta şoför ehliyetine çevirdim ve köyümüz ileri gelenlerinden Yusuf Ağa (Yusuf Özcan)’ın kamyonunda şoför olarak çalışmaya başladım. 1958 yılında Çanakkale Seramik fabrikalarında Sn. İbrahim Bodur Bey’in şoförü ve baş şoför olarak atandım. 1960 yılında ailemle birlikte Çan’a taşındım. Ancak köyümden ve köydeki ailemden hiç kopmadım. 1960 lı yıllarda Osman Nuri Çetin’in muhtarlığında aza seçildim. İbrahim Bodur Bey’in öneri ve desteği ile  Çan’da ilk ford marka kamyonu alarak bir taraftan da nakliyeciliğe başladım. Bu kamyonu alabilmek için 4 ay önceden bir kapora yatırmak gerekiyordu ve bunu İbrahim Bodur Bey yatırıverdi. 1958 yılında Çanakkale Seramik fabrikalarında başlayan iş hayatım 2003 yılında emekli olana kadar devam etti. Bu arada pek çok şoför yetiştirdim ve pek çok kişiye iş imkanı sağladım. İbrahim Bodur Bey Benim tavsiye ve fikirlerime çok önem verirdi. Ben şimdiye kadar dağlarımızda 3 çeşme yaptırdım. Bunların birisi Muammer Candan ve eşi Meryem adına, birisi Şehitler ve Gaziler adına, diğeri de Dr. Hc. İbrahim Bodur Bey adına. Kendisinin bu memlekete yaptığı hizmetler için bir nebzede olsa vefa borcu ödemek için. Ayrıca yeni bulunan bir su kaynağını da bu 3 çeşmeye takviye ederek su kalitelerinin yükselmesini sağladık.

Ben şu anda her ne kadar Çan’da ikamet ediyorsam da ,Terzialan’da dededen kalma, meyvalık yapmaya çalıştığımız  bu bahçede,  2 kızım, bir oğlum ve eşimle beraber vaktimi iyi bir şekilde geçirmeye çalışıyorum. Gençlere de tavsiyem önce Allah’ı tanıyıp, doğruluğu ve çalışmayı kendilerine ilke edinsinler,  iyi ahlak sahibi olsunlar. Dünya hayatı gelip geçici , önemli olan bir hoş seda bırakabilmek” dedi.

Gazete Terzialan olarak Biz de, Sn.Muammer Candan’a ailesiyle birlikte sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yaşam diliyor, çok çok teşekkür ediyoruz.

MUAMMER CANDAN

D: 10.05.1931

Ö:17.04.2022 (91)

Hazırlayan: Necmi Can
Yayınlayan: Ahmet Kamalı


9-) ALİ ERTEN (MAHMUT & AYŞE OĞLU – AYŞE EŞİ)

63 yıllık bir ömürde yaşananlar, ve yaşanamayanlar. Yokluk yıllarında başlayan bir hayat. Emek ve çalışma gücü ile var edilen her şey. Yani sermayesi emektir bu hayatın . 

AMİŞ OĞLU MAHMUT’TAN MAHMUT OĞLU ALİ ERTEN’E

Biraz eskilere,1870’li yıllara dönelim ve tarihi olayları hatırlayalım:

       Tarihe “93 Harbi” olarak geçen ve Rus Çarı II. Aleksandr ile Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit döneminde gerçekleşen bu savaş, birden fazla cephede sürdürülmüştür. Savaşın birinci aşamasını, 1875 yılında Balkan halkları arasında başlayan isyanlar oluşturmaktadır. Başlangıçta Balkan devletlerinin ayrı ayrı Osmanlı Devleti ile savaşmasıyla  başlayan süreç, 1877 yılının nisan ayında Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesi ile ikinci aşamaya girmiştir.

        Rus orduları Romanya topraklarına girerek Tuna nehrini geçmişlerdir. Edirne’ye geçmek için en kısa yol olan Balkan dağlarında bulunan Şipka geçidinin ele geçirilmesi, bu savaşın ilerleyişi için oldukça önemlidir. İki gün süren sert çatışmadan sonra geçidin ele geçirilmesi ve Türk birliklerinin düzenini kaybetmesi sonucu İstanbul yolu da açılmış olur. Osman Paşa komutasındaki Osmanlı Devleti ordusunun Plevne şehrini önemli bir kale haline getirerek Rus ordusunun ilerleyişini durdurması üzerine, Bulgar birliklerinden de destek alarak ilerleyen Rus ordusunun büyük bir kısmı Plevne etrafında toplanır. Bu kale ancak üçüncü saldırıda ele geçirilebilir. Şipka geçidi ve Plevne’de yapılan saldırılar her iki tarafın da büyük kayıplar vermesine neden olur.

       1877 yılının Aralık ayında Plevne’nin alınmasının ardından Rus ordusu Güney Bulgaristan’a girer. Rus ordusunun ilerleyişi üzerine 3 Mart 1878 tarihinde  iki ülke arasında ön anlaşma olarak tanımlanan Ayastefanos (Yeşilköy) barış anlaşması imzalanır.

Antlaşmanın maddeleri

1.Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlık kazanacak ve sınırları genişletilecek.

2.Büyük bir Bulgaristan prensliği kurulacak, prensliğin sınırları Tuna’dan Ege’ye, Trakya’dan Arnavutluk’a uzanacak.

3.Bosna-Hersek’e iç işlerinde bağımsızlık verilecek.

4.Teselya Yunanistan’a bırakılacak.

4.Girit ve Ermenistan’da ıslahat yapılacak.

5.Osmanlı Devleti Rusya’ya 300 milyon ruble nakit, geri kalanı toprak olarak (Kars, Ardahan, Artvin, Batum, Doğubayazıt ve Eleşkirt) ödenecek şekilde toplam 2 milyar 410 milyon ruble savaş tazminatı ödeyecek.

Sonuçları

Ancak bu antlaşma ile Rusya’nın Balkanlar’da tamamen hakim bir konuma gelmesi Batılı devletleri telaşlandırdı. Zira Rusların, Bulgaristan yolu ile sıcak denizlere inmeleri, Birleşik Krallık’ın Hindistan sömürgelerine ulaşmasına ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Bosna-Hersek’i ilhakına set çekmiş olacaktı. Osmanlılar bu tepkilerden yararlanarak Kıbrıs’ın idaresini geçici olarak Birleşik Krallık’a bırakmak koşuluyla Berlin’de yeni bir antlaşma (Berlin Antlaşması) zemini elde etmeye başardılar. Ayastefanos’un ağır şartlarını hafifleten Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki varlığı kısa süre daha devam etti.

VE İŞTE ATALARIMIZIN DA İÇİNDE OLDUĞU 93 HARBİ SONUCU YAŞANAN BÜYÜK BALKAN GÖÇÜ BÖYLE BAŞLAR

DEDELERİMİZİN MUHACİRLİK HAYATI…

Dedelerimizin muhacirlik hayatı, Balkan Savaşı yenilgisi ile çok hızlı gelişti. Öyle ki Bulgar ordusu birkaç günde  Trakya’nın neredeyse tamamını aldı. İnsanlar panik halinde kaçtı. Balkan Savaşı’nın Trakya’da nasıl yaşandığını, o zamanlar genç bir kız olan Babaeskili Seniye ninenin ağzından dinleyelim… Atalarımızın göçte yaşadığı zorlu sıkıntılardan kesitler sunmaktadır bu konuşma diliyle yapılan anlatım.

       -“Bulgar gavuru geliyu dediler. O vakit Babaeski’de yaşıyoduk biz. Askere alınmamış dedeleemiz İstambol’a göçelim dediler. Bir sürü genç kızız, nasıl koruycaklar bizi başka? Öküz arabalaanla Alpullu’ya duuru çekildik. Urdan trene bincez, İstambola’a gitçez!

      – Ava buz, iyerler çamur”.. Yancaamıza gene iç bişey alamadıydık! Nereye alcan? Ne yer var öküz arabasında ne toplamaa zaman!

1877/1878 BALKAN HARBİ VE BÜYÜK FELAKET DİYE ANILAN GÖÇ BAŞLIYOR

      – Bitek biz kızların çeyiz sandıını aldıydık! Alpullu’ya vardık ama istasyon maaşer yeri…

       – Zar zor yer bulduk ama sandıı almadılar yolcu vagonuna, arkadaki eşya vagonuna koyduuduk. Trende erkes alt alta üstüste ! Tepesine bile kızanlaala biniyu karılar.

      – Gavurdan kaçan askerler bile vardı trende. Koltuklaan altına altına saklanıyulardı bulmasınlar deye.

O kada insan yükü olunca, tren çekemedi. Dediler arka vagonu bırakçaaz. Kaldı ya bizim çeyiz sandıı te urda !

      – Trenle çekildik çekilmesine ama bir müddet sonra koptu mu bi gümbürtü! Baarışanlar, inleyenler…

       – Erkeklee indi bakmaa deye. O genel bomba atmış gavur tren yoluna. Devrilmiş biangi vagonlaa. Bizimki gene devrilmedi gene iyi.  Napçaz, kaldık urda, kırın urtasında.

        – Erkes insin aşaa dediler, indik. Suuk; kar yaadı yaacak! Komitalar er an baskın verebilir. Erkesler oturdu trenin yanına, dayire yaptık. Ortaya da trenden kopardılaarı  taataları, unları yaktılar. Anca üle donmadaan dayandık u gece sabaa kada. Silaası (Silahı) olanlar nöbet tuttu ep.

      -Başka tren yok, Bulgar gavuru geliyu arkadan. Top sesleeni duyuyoz ep yakından yakından geliyi.   Napçan? Çekildik tren yolu kenarından yörümee.

        -Yol kenarlaanda bakıyuz insan, ayvan ölülee. Kızanlar aalaşır, karılar aalaşır! Yörü Allah yörü! Yörü Allah yörü! Taa Alkalı’ya(İstanbul Halkalı) kadan. Alkalı’ya geldik ama ceenneme geldik sanki! Kalabalıık, açlıık…

       – Dedilee varmış kolera deye astalık. Ölen ölene!

        -Ambarlaan kapılaanı kırdılaa da buudey muudey (buğday muğday) çıkarıp koca kazanlarda düün (düğün) yemee gibi lapa yaptılaa. Erkese daatarlaadı(dağıtırlardı). Karılar kara bürgüleenin eteene koyup yirdi…

        –Dedilee kalkın İstanbul’a gidiyonuz. Kalktık, gittik. Büyüüük bi camie koydular bizi. Er aile çarşaf çekip ayırdı yerini. Neler gördük urda kızanım neler!

        -İtiyarlar ölürdü bi yanda, bi yanda gebeler duururdu(doğururdu) . Bir çarşafın arkasında ölüm aalaşması (ağlaşması), ötekinde duum aalaşması (doğum ağlaşması).

       – Biz gene çok şanslıydık. Apapımız(ahbabımız) vardı, Paşa. Onun oolu (oğlu) buldu bizi camide, sayip (sahip) çıktı. Onlaan konaana (onların konağına) götürdü, uranın (oranın) selamlıında kaldık bi vakit.

         -Ama raatsızlık vermeyelim deye uygun bi ev tuttula ababamlaa (ağabamlar). Em faytonculuk yapmaa başladıydılaa o vakit.

         -Yaşantı te büle oldu…”

         -Seniye Hanım’dan aktardığımız hatıralar zor da olsa kaçabilenlerin yaşadıkları.

          -Bir de kaçamayanların yaşadıkları var. Onlar çok daha korkunç. Çoğu da bilinmiyor.

           1829’dan Mustafa Kemal ülkeyi kurtarana kadar Trakya tam dört düşman işgali gördü, zulüm yaşadı…

           İşte 1856 Bulgaristan Hazergrad Razgrad) doğumlu Amiş Dedem,eşi Hazergrad 1858 doğumlu Zeynep Nenem ve aile efradı bu kargaşa ortamında, Kızıllar köyünden göç yoluna çıkan, sayısı tam bilinmeyen bir ekiple birlikte Çanakkale Boğazı’nı da geçerek daha güvenli buldukları Çan bölgesinde  o günkü devletin gösterdiği Çakmak Çayır merasına yerleşiyorlar. Yerli köylülerin muhalefetine rağmen yerleşim yeri yavaş yavaş planlanıp oluşturuluyor.

           Göç etmek zorunda kalınan Kızıllar köyünün günümüzdeki adı Gloginka dır. 2015 yılında Necmi CAN ,Naci SEZEN ve belediyenin yaptığı destek ile köyden geniş bir gurup ile Gloginka ziyaret edilmiştir. Köyün konumu aşağıdaki linkten görülebilir.  Bulgaristan Gloginka Köyü: https://www.google.com/maps/place/7879+Gloginka,+Bulgaristan/@43.3330436,26.0185147,8.5z/data=!4m6!3m5!1s0x40af393216c59e29:0xa00a014cd0df670!8m2!3d43.2962634!4d26.3504925!16s%2Fg%2F1222cpjv?authuser=0&entry=ttu

“ECDADIN YAZDIĞI TARİHİ OKUMAKTAN ACİZ OLANLAR,

DÜŞMANIN YAZDIĞI KADERİ YAŞAMAYA MAHKUMDURLAR.”

Amiş ve Zeynep göç sonrası Çakmak Çayır’da tarım, hayvancılık ve dülgerlikle geçimlerini temin etmeye çalışırlar. Kızları Hatice ve oğulları Halil de onlara yardımcı oluyor. 1897 yılının temmuz ayının sıcak günlerinde bir oğulları daha dünyaya gelir ve adını Mahmut koyarlar.

        Çocukluğunu, memleketin en buhranlı günlerinde zorluklar ve yokluklar içinde yaşayan Mahmut, vakti gelince aynı köyden Ayşe Gelen ile evlenir. Beş Çocukları olur.

Sırasıyla 1- Hatice (İzmir de Fehim KARA eşi),

              2-Halil ERTEN (Manisa da) ,

              3-Hanife (Şerif GÖZDEN eşi) ,

              4-Ali ERTEN (1933 doğumlu) ve

              5-Zeynep (Manisa da Yılmaz ÇİL eşi)

             Çocukluk yıllarında Ali ERTEN; babası Mahmut , abisi Halil ile beraber Bardakçılar köyünde su değirmeni çalıştırırlar. Yaz günlerinde de, yine ailece hep birlikte Zeybek Çayır’daki  bıçkı deresinde su değirmeni ile Bigalı Tevfik bey için kereste hazırlayıp öküz veya manda arabaları ile biçilen keresteleri Karabiga’ya götürürler limanda gemiye teslim ederler.

              Bıçkı deresinde, Kaz Dağları’nın zirvelerindeki karların erimesinden dolayı bol su akmaktadır. Dere kenarındaki alüvyonlu topraklarda bol miktarda sebze ve meyveleri yetiştirip hem günlük yiyeceklerini temin etmekte hem de kış ayları için kurutulmuş sebze ve meyve hazırlamaktadırlar. Elma ve armut kuruları, ahlat turşuları, patlıcanın içi doldurularak yapılan Başı Bağlı turşusu, biber ve lahana turşuları, arılardan alınan ballarla vb ürünlerle yazın sonunda köye dönerler. Köyde duvar ustalığı, dülgerlik, kendine yetecek düzeyde ekip biçme işleri ile meşgul olurlar.

             Ailenin büyük kızı Hatice, Belber Alilerin Fehim aga ile Hanife de Şerif GÖZDEN ile evlenir ve çalışmak için gittikleri İzmir’e yerleşir her iki aile de. Halil de Uzun alan köyünden Sevdiye adlı bir kızla evlenir . Bir yıl sonra askere gider. Halil askerde iken Sevdiye o yılların yaygın hastalığı olan ince hastalıktan(verem) rahmetli olur. İki yılın sonunda askerden gelen Halil eşinin ölümünü öğrenir ve çok üzülür. Üzüntüsünü gidermek için çabalar. Başarılı olamaz. “Gayri buralarda yaşayamam” diyerek annesi ve babasından izin ister. Yüklenir sırtına yorganını ve biraz da azıkla Tepeköy sırtına, Atatürk ve İran Şahı Rıza Pehlevi’nin açılışını yaptığı şose(asvalt) yola çıkar. Yoldan geçen saman kamyonuna rastlar. Saman kamyonu üzerinde ve akabindeki yolculuklarla Edremite ulaşır. Bir kayıkçının yanında 3 ay balıkçılık yapar. Sonra bir çiftlikte çalışır. Ama acısı dinmez. Yola devam eder ve Manisa’ya ulaşır. İnşaatlarda ustalık yapar. Manisalı Saadet hanımla ikinci evliliğini yapar. İşleri geliştirir, arsa alıp apartman yapar ve daireleri satarak durumunu iyileştirir.

         Bu arada Ali , ilkokula gitmekte iken Köy Enstitüleri için öğrenci seçimi yapmaya köye müfettişler gelir. Ali yi de matematiksel işlemlerdeki mahareti sebebi ile Köy Enstitüsün’de okumaya uygun bulurlar. Ali de çok istemektedir. Ancak köyde çift sürecek, dağdan maktadan odun kesecek , hayvanlara bakacak kısaca ev işlerinin yapılması için Ali’ye ihtiyacı olduğunu söyleyen babası Mahmut, Ali’nin öğretmen olmak üzere Köy Enstitüsü’ne gitmesine onay vermez.  Aslında o koşullarda baba haklıdır. Ancak Ali de okumak istemektedir.

         Ali köyde babası ile dülgerlik yapmakta evin işlerini görmektedir. Günler geçer, Ali askerliğini Sivas ve Konya’da yaparak köye döner. Ahlatlıburun Köyünden Hacı Kadir İbiş kızı Ayşe ile 1955 te evlenir. Ayşe’nin ablası Emine de aynı köyde Nuri ÇETİN ile evlidir. Dayanışma içinde hayat sürerken 1957’de Ali ve Ayşe’nin ilk evlatları doğar. Adını Selver koyarlar. O yıllarda Çan’da Çanakkale Seramik Fabrikalarının inşaatı başlar. Ali ana fabrikanın ve yüksek bacaların inşaatında çalışmaya başlar.  KopoycularınTaşcı Ahmet SERT ile sabah ezanında yola çıkarak yürüyerek fabrika inşaatına gidip gelmeye başlarlar. İkisinin de saatleri yoktur. Horozların ötmesi ile uyanırlar ve yola düşerler. Zaman zaman havanın kapalı olmasından ve horozların geç ötmesinden dolayı 08.10 da iş yerine ulaşırlar. Usta başı disiplinli birisi olduğundan o gün çalışmalarına izin vermez ve geri çevirir. Mecburen yine köye dönerler. Sonraki aylarda, ikisi de birer bisiklet alarak , bisiklet ile gidip gelmeye başlarlar. Artık saatleri de vardır ve işe geç kalma sorunu sona erer.

        Günler günleri kovalar çalışma hayatı fabrikada , köyde çiftçilik ve hayvancılıkla  devam ederken, 1959’da Ekrem, 1963’te Erol, 1965 Fatma, 1966’da Ercan , 1973’te de Erdal evlatları doğarak aileye katılır. Bu arada 1966 yılında annesi Ayşe ve 1967 de babası Mahmut rahmeti Rahmana kavuşur. Ruhları şad , mekanları cennet olsun.

         Fabrika seramik üretimine başlar… Ancak üretilen seramiklerin binalarda nasıl kullanılacağı , nasıl işleneceği Türkiye çapında bilinmemektedir. Fabrika sahibi İbrahim Bodur fabrika inşaatında çalışan ustalara seramik işçiliğini öğreterek farklı şehirlere ustalık yapmaya gönderir.  Samsun ,Trabzon, İstanbul, İzmir vb.

          1965 yılında Samsun’da fuarda görev alan Ali ERTEN seramik işlemeyi yöre insanına tanıtmış ve fuarda gördüğü yeni bir takım krom yemek kaşığını dönüşte evine getirince tahta kaşıkların yanında çok konforlu olan ve halen günümüzde de kullanılan kaşıklarla ailesini tanıştırmış oldu. 1966 da İstanbul Taksim Meydanındaki Atatürk Kültür Merkezi (AKM) inşaatının seramik işleri için kalabalık bir ekiple birlikte işleme görevi İbrahim Bodur tarafından verildi. O günün zorlu koşulları içinde inşaatlarda yapılan konaklamalar ,yeme içme vb . sorunlarla boğuşarak uzunca bir süre çalışırlar. İstanbul dönüşü 1966 da ilk radyo eve getirilir. Büyük pillerle çalışmaktadır.  Radyodan Kıbrıs, Küba ,Yassıada, Menderes’in idamı gibi haberler ajans saatinde heyecanla dinlenir. . Bunun yanı sıra Nuri Sesigüzel, Nezahat Bayram vb sanatçılardan şarkı ve türküler de keyifle dinlenir.

          Köyde henüz elektrik yoktur. Çocuklar ev ödevlerini gaz lambası  ışığında yapar. Komşu oturmalarına ya çıra ile ya da varsa el feneri ile gidilir. Yollar da çamur içindedir.1968 yılında köye elektrik gelme çalışması başlar. Sokaklarda direkler dikilip, hatlar çekilir. 1960’lı yılların sonunda evlere elektrikler  alınır. Ali ERTEN evine buz dolabını 1974 te ,televizyonu 1977 de alır. Televizyon siyah beyazdır. Bu arada 1969 da İstanbul’daki çalışmadan döndüğünde fabrikada iş yerinde iken ateşinin olduğu ve doktora çıkması söylenir. O yıllarda en yakın SSK doktoru Balıkesir’dedir. Balıkesir’e gider, ilaç verilir ve işe devam et denir.

          Ateşi geçmeyince bir hafta sonra arkadaşlarının ısrarı ile tekrar Balıkesir’e SSK ya gider ve aynı doktora muayene olur. Doktor filmleri çeker, aynaya koyar, kan tahlillerini inceler ve Ali’ye dönerek neden daha önce gelmediğini sorar. Ali de geçen hafta size muayene oldum deyince geçen haftanın kayıtlarına bakar ve inanamaz. Doğrudur. Ali ambulans ile İzmir Buca Senatoryum’una Böbrek ve Akciğer tedavisine gönderilir. Tuzsuz diyet başlar. 10 ay civarı hastanede yatar. Günden güne iyileşir. Köyüne döner. Doktorlar kurulunun kararı ile SSK tarafından 1970 te malulen emekli edilir. Köyünde kendine yetecek çapta hayvancılık ve rençperlik ile hayatına devam eder. Büyük kızı Selver ilkokulu Terzalan’da bitirir. Sonraki yılda köydeki rahmetli Hakkı Hoca (Candan ) ile tüm sınıf arkadaşları ile birlikte hatim eder. O yıllarda 14 yaşından itibaren fabrikada iş başı yapmak köydeki kızların kaderi gibidir. Selver’in de aynı olur.  İbrahim Mandacı ve kardeşlerinin otobüsleri ile yıllarca fabrikada çalışır aileye destek olur. Erken yaşta iş başı yapmanın kıymeti 30 lu yaşlarda emekli olmaya başlayınca anlaşılır. Günümüzde halen hayatta olanlar hala SSK emeklilik maaşı almaktadır.

Ali ERTEN in ikinci evladı Ekrem, Çan’da Ortaokul ve liseyi okur. Akabinde Balıkesir’de Üniversiteyi okuyarak Kahramanmaraş Elbistan’a Fizik Öğretmeni olarak atanır. 1984 yılında Çan Lisesine nakil olmuş, akabinde Çan İbrahim Bodur Anadolu Lisesine ve 2009 yılında Çanakkale Merkez Öğretmen Lisesinde göreve başlamıştır. 

      Halen Çanakkale Merkez Borsa İstanbul Mesleki Teknik Anadolu Lisesinde fizik öğretmeni olarak çalışmaktadır.

      Üçüncü evladı Erol ERTEN, Ortaokulu Terzialan da, Liseyi Çan’da okumuştur. Askerlik sonrası Polis Memuru olmuş ve Cumhurbaşkanı Orgeneral Kenan EVREN in koruması olarak Marmaris e tayin olmuştur. Ardından Kars’ta çalışmış ve son olarak Ayvalık ve Bandırma’da görev yapmıştır. Emekli olduktan sonra Bandırma Bagfaş Gübre Fabrikaları koruma müdürü olarak çalışmaktadır. Halen Bandırma’da ikamet etmektedir. 

       Erol’un küçüğü Fatma da ablasının yolundan gitmiş ve erken yaşta emekli olmuştur. Halen Çanakkale merkezde ikamet etmektedir. 

       Fatma’nın küçüğü Ercan ,ortaokulu köyde Liseyi Biga Sanat okulunda okumuş ve sonra Üniversiteyi Haydarpaşa Teknik Eğitim Fakültesinde bitirerek  Torna Tesviye öğretmeni olarak Sivas’a atanmış ve halen Adapazarı merkezde Sakarya Endüstri Meslek Lisesinde görevine devam etmektedir.  

        En küçük evladı Erdal da ortaokulu köyde, Liseyi Balıkesir Teknik Lisesinde bitirmiş, akabinde Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Elektrik Öğretmenliğini bitirdi. İstanbul’a atandı ve halen Çan Endüstri Meslek Lisesinde görev yapmakta ve Çanakkale merkezde ikamet etmektedir.

Ali ERTEN yaşamı boyunca köyde pek çok evde küçük banyo mutfak tadilatları yapmış, köyde imece işlerinde, cami ve okul tadilatlarında, çeşme yapımlarında köylü komşularına yardımcı olmuştur.

Ne demiş divan şairimiz Baki:      

Bâkî, Âvâzeyi bu âleme Davûd gibi sal

Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş…

(Ey Baki! Şu gök kubbede insandan geriye kalan yalnızca iyiliklerden bahseden hoş bir sada, sestir.

O halde sen de şu aleme sesini Davud Peygamber gibi sal ki, duyanlar,seni yad edenler mutlu olsun.)

Ali ERTEN  şubat 1996’da 63 yaşında, eşi Ayşe ERTEN de nisan  2023te 87 yaşında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Mekanları cennet, ruhları şad olsun. Evlatları onlardan razıdır. Allah da onlardan razı olsun. Umarız onlara uygun birer evlat olabiliriz. 

ALİ ERTEN :

D: 1933

Ö:15.02.1996 (63)

Hatıratı yazan: Ekrem ERTEN / Şubat 2024 /ÇANAKKALE

NOT: Bu yazı dizilerinin yazılmasına vesile olan NECMİ CAN’a da sonsuz teşekkürler…


10-) İBRAHİM ÖZEN (BULGARİSTAN GÖÇÜ VE AİLE HİKAYEMİZ)
Değerli okurlarımız,
Bildiğiniz gibi beldemizin kurucuları; Osmanlı–Rus Harbi’nin(93Harbi) ardından ortaya çıkan zorlayıcı koşullar nedeniyle Bulgaristan’dan göç etmek zorunda kalan, yaklaşık 15–20 aileden oluşan bir muhacir grubudur.
1800’lü yılların sonlarında, çok büyük zorluklar içinde yurtlarını terk etmek durumunda kalan atalarımız; yeni bir hayata tutunmak için çoğu zaman en temel ihtiyaçların peşine düştüler. Barınmak için birev; karnını doyurmak için bir tarla; ambarında bir miktar buğday; soğuktan korunmak için yakacak; beslenmeve geçim için de etinden, sütünden, yağından ve gücünden yararlanılacak bir büyükbaş hayvan…  O günün şartlarında bunlar, hayatta kalabilmek için çoğu zaman “yeterli” sayılan imkânlardı.
Ne yazık ki bu ağır süreçte atalarımız; savaşlar, salgın/bulaşıcı hastalıklar ve yetersiz beslenme gibi nedenlerle çoğu zaman sağlıksız koşullarda yaşamış, ömürleri kısalarak hayata veda etmişlerdir. Bizlerde bu yaşanmışlıkları çoğunlukla kulaktan kulağa aktarılan hatıralardan öğrendik.
Atalarımızdan devraldığımız en kıymetli miraslardan biri de şudur: “Söz uçar, yazı kalır. ”Nereden geldiğimizi bilmezsek, nereye gideceğimizi de sağlıklı biçimde tayin edemeyiz. Bu düşünce, geçmişimizi öğrenme merakını bende ve birkaç arkadaşım da daha da artırdı. Ancak ne yazık ki atalarımızla ilgili yazılı belgelere ulaşmak her zaman mümkün olmadı. Bugüne kadar çoğunlukla göç edenlerin isimlerine ve kimi zaman lakaplarına erişebildik. Komşu muhacir köylerinin geçmişe dair daha fazla bilgi taşıyor olması da bizi araştırmaya daha fazla yöneltti.
Bende bu araştırmalarımın, köyümüzün tarihine küçük de olsa bir katkı sunmasını dileyerek; kendi soy bağım üzerinden ulaştığım bilgileri yazıya dökmek istedim. 
Köyümüzün Kuruluşunda Yer Alan Bir Aile: Arabacı Ömer Arabacı Osman
Hezargrad’dan göç ederek köyümüzün kuruluşunda bulunan ve ismiyle/lakabıyla anılan aileler den biri Arabacı Ömer’dir. Ömer’in oğlu Arabacı Osman’dır. Benim soy bağımın ulaştığı kayıtlarda da; kütük bilgilerine göre 1874doğumlu, baba adı Ömer olan Arabacı Osman adına rastlanmaktadır.
Kütükteki bilgilere göre; 1934 Soyadı Kanunu sürecinde aile yapısına dair bazı notlar da yer almaktadır. Zanaatkâr olan Arabacı Osman, Doğaca’dan, bir oğlu bulunan ve dul kalmış Fatma ile evlenir. Fatma’nın oğlunun adı kütükte Avcı lakaplı Mehmet Özkan olarak geçmektedir. Günümüzde Çayır soyadıyla hayatlarını sürdüren aile bu koldandır.
Fatma Özkan(1874–1948) annemizin, Arabacı Osman’dan(1874–1915)olan çocukları; Halil(Pehlivan Halil Özkan), Ali Özkan(Yere bakanların Ali)ve kiremit ustası/bakkal İbrahim olarak anılmaktadır. Benim dedem olan İbrahim Özen, bazı hukuki karışıklıklar nedeniyle duyduğu rahatsızlıktan ötürü 1950’li yıllarda Özen soyadını almıştır. Dördüncü kardeş kız evladı Emine ise Yusuf Ağa lakaplı Yusuf Özcan ile evlenmiştir. 
Dedem İbrahim Özen ve Aile Büyüklerimiz
Rahmetli dedem İbrahim Özen(1910–1981) sert, mert; aynı zamanda adalet duygusu güçlü bir insandı. Kul hakkına çok dikkat ederdi. Bakkalda alışveriş yapanlara, “bu da ben den” diyerek(köyümüzde “cabba” tabiriyle) külaha konan her türlü gıdaya ilave yaptığına pek çok kez şahit oldum. Bu onun cömertliğini, insanlara karşı kalbî inceliğini ve helal- haram hassasiyetini çok iyi anlatır.
Dedem ilk evliliğini İsmail Çavuş’un kızı Fatma ile yapar. Bu evlilikten İsmail Özkan, Mehmet Özkan ve Ali Özkan dünyaya gelir. Eşi Fatma genç yaşta vefat edince dedem, Köse Şaban(Şaban Göymen)’in kızı Ünzile ile ikinci kez evlenir. Şaban Göymen’in evlatları Hasan Göymen, Hüseyin Göymen, Ünzile Özen ve Rüstem Göymen’dir. Akrabalarımız günümüzde Göymen soyadıyla hayatlarını sürdürmektedir.
Dedemin Ünzile Özen(1922–1999) ile yaptığı ikinci evlilikten ise beş evladı olmuştur: Fatma Sert, Hakkı Özen, Osman Özen, Celil Özen ve Ali Özen.
Babam Hakkı Özen ve Annem Ayşe Özen
Babam Hakkı Özen(1943–2020) hayatı boyunca çeşitli işlerde emek vermiştir: inşaat işçiliği, ateş tuğla fırın ustalığı, hızar işletmeciliği ve nakliyecilik… Özü sözü bir, ciddi ve dürüstlüğünden asla taviz vermeyen bir kişiliği vardı. Yaptığı her işi sanki kendisi için yapıyormuş gibi ölçülü ve kurallı şekilde yaptığına defalarca şahit oldum. Yaşarken de, vefatından sonra da bu çizgiyi koruduğunu yakın çevresinden duymak; biz evlatları için ayrı bir gurur vesilesidir. Babam 1962 yılında Ayşe Özen ile evlenmiş; bu evlilikten Seyfi, Sami ve Semih adlarında üç evladı olmuştur.
Sami Özen 1966 doğumlu olup Biga İmam Hatip lisesinden sonra, Erzurum Atatürk üniversitesinden Coğrafya öğretmeni olarak mezun olmuştur. Üç evlat sahibi olup, Okul müdürü olarak İstanbul da iş hayatını sürdürmektedir.
Semih Özen 1977 doğumlu olup, Çan Endüstri Meslek Lisesi tesviye bölümünden mezun olmuştur. Konya Selçuk üniversitesi makina teknikerliğinden sonra Açık öğretim Üniversitesi İşletme bölümünde lisans eğitimini tamamlanmıştır. Yüksek lisansını Çanakkale 18 Mart üniversitesi İşletme alanında yapmıştır. Çanakkale Seramik fabrikalarında üretim alanında yönetici olarak görevini sürdürmekte olup iki evlat sahibidir.
Annem Ayşe Özen; köyümüzün kurucularında ki kafilede yer alan Karadayı(soyadı Yaman) ile kardeş olan Ali Çavuş’un en küçük oğlu Sıkı Mustafa’nın(Mustafa Bilgin)kızıdır. Ablası Pembe Candan’dır. Pembe Candan, Aziz Ağa’nın oğlu Celil Candan ile evlenmiş; evlatları günümüzde Candan soyadıyla hayatlarını sürdürmektedir.
Annem Ayşe Özen’in annesi Cemile; Ali Osman’ın oğlu Ahmet(Said Ahmet)ve Mehmet ile bağlantılı bir aile kolundadır. Mehmet’in evlatları arasında Fatma, Cemile, Hatice, Kerime, Nefise, Azime ve Ali Osman isimleri geçmekte; bu koldaki akrabalarımız günümüzde Kaçar ve Kaçan soyadlarıyla yaşamlarına  devam etmektedir.
Kendimden Kısaca: Seyfi Özen Değerli okurlarımız, ben Seyfi Özen. 1964 yılında Terzialan’da dünyaya geldim. İlk ve ortaokulu köyümüzde tamamladım. 1981 yılında Çanakkale Endüstri Meslek Lisesi Torna- Tesviye bölümünden mezun oldum. Bir yıl Çanakkale Seramik Fabrikalarında mekanik atölyede tesviyeci olarak çalıştım. 1987 yılında Yıldız Üniversitesi Kocaeli Mühendislik Fakültesi’nden Makina Mühendisi olarak mezun oldum. Bir yıl süreyle ikinci Boğaziçi Köprüsü çevre yolları yapımında bir İtalyan şirketinde görev aldım. 1990 yılında Kalebodur Seramik fabrikalarında işe başladım. Aynı yılın sonunda, muhasebeci İsmail Ayan’ın büyük kızı, İngilizce öğretmeni Nursel Ayan ile evlendim. Şirketin çeşitli kademelerinde üretim yöneticisi olarak çalıştım; meslek hayatımın sonunda Kaleseramik’te 30 yıllık çalışma sürecimi Kalite Kontrol Müdürü olarak tamamladım. Evliliğimizden 1993 yılında oğlum Erdem ve 1996 yılında kızım Ayşegül dünyaya geldi. Oğlum Erdem Özen, avukat olarak Çanakkale Barosunda çalışma hayatına devam etmektedir. Kızım Ayşegül Özen ise psikolojik danışman olarak Koza Rehberlik ve Psikolojik Danışma Merkezi adı altında mesleğini sürdürmektedir. Hâlen Çanakkale’de emekli olarak ikamet ediyoruz. Doğduğumuz topraklarla bağımızı hiç koparmadık. Bize bu güzel vatanı bırakan tüm büyüklerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
İbrahim Özen (Ünzüle eşi): 1910–22.09.1981 (71)
Ünzile Özen (İbrahim eşi): 1922–25.02.1999 (77)
Hakkı Özen (Ayşe eşi): 11.03.1943–13.05.2020 (77)
Hatıratı yazan ve Hazırlayan: SEYFİ ÖZEN
—————-
11-) HALİT ÖZCAN
Terzialan köyümüzün yetiştirdiği ilk üniversite mezunu Jeoloji Yüksek Mühendisi olmuş kişisi.  
93 harbi sonrası Bulgaristan Hazergrad Kızıllar köyünden göç gelen kafilenin içersinde Hacı Abdullah ve eşi Nuriye ile çocukları Mustafa’da vardır. Mustafa ile Emine  evlenir.  Bunların Yakup ile Yusuf isimli çocukları olur. Öte yandan aynı kafilede Celil ile Cemile’de vardır. Bunlarında Havva, Kadriye, Fethiye isimli kızları olur.  Yakup ile Kadriye evliliğinden Havva (1927-2007) adında bir kız, Mustafa (1932-2008‬) ve Halit (1935-2020‬) adında 2 oğulları olur. 1934 yılında soyadı kanununun çıkmasıyla aile Özcan soyadını alır.  Mutlu bir aile olmuştur. Ancak, Yakup Özcan (1910-1937‬) yakalandığı amansız hastalığa yenik düşer ve 27 yaşında vefat eder. Halit, abisi ve ablası yetim, anneleri Kadriye dul kalır. Tekrar evlenmeyi hiç düşünmeyen Kadriye, kendisini çocuklarına adar. Kadriye, annesi Cemile’den hafızlık seviyesinde kur’an okumayı ve ebelik öğrendiğinden köyün doğum ve ölüm olaylarında baş vurulan Hoca kadın kişidir. Halit böyle bir ortamda hem ablasının ve hem de amcası Yusuf’un teşvik ve destekleriyle Terzialan ilkokulunu başarıyla bitirir. Ardından amcası Yusuf’un desteği ile ortaokul ve liseyi Çanakkale’de yatılı  okur. Yazları ise köyünde annesine yardımcıdır ve bulduğu işlerde özellikle tuğla ve kiremit ocaklarında çalışarak aile ekonomisine katkıda bulunur. Okumak ve büyük adam olmak hayali vardır. Bunun için köydeki bütün haklarından dahi fedakarlık ederek, İstanbul üniversitesi Maden Fakültesi Jeoloji bölümüne başlar. Ancak bu yıllarda siyasi iktidar kendisine muhalefet edilmesine tahammül edememekte ve öğrencilere müsamaha göstermemektedir. Bu yüzden üniversiteler sık sık kapanmaktadır. Sonunda 27 Mayıs 1960 tarihinde ordu ihtilal yapar ve yönetime el koyar. Bu yüzden ve yazları  Halit Özcan köyüne döner ve alışık olduğu üzere tuğla ve kiremit ocaklarında çalışır. Bir sürede köy ilkokulunda vekil öğretmenlik yapar.
Üniversite eğitiminin bitmesine yakın,  Ayvacık ilçesi Gülpınar köyü eşrafından Mustafa Keleş’in biricik güzel kızı Naime Günsel Keleş ile  1962 yılında evlenir.1964 yılında, annesiyle abisinin yaşadığı evin avlusunda tek odası  ve bir koridoru bulunan eve taşınırlar. İlk çocukları C. Levent Özcan burada dünyaya gelir. (1964) Bu arada askerlik süresi de gelmiştir. Bu yüzden 1966 yılında, 1,5 yaşındaki Oğulları ile birlikte, 18 ay yedek subay öğretmen olarak askerlik hizmetini  yapmak üzere, Giresun Tirebolu’ya  giderler. Askerlikten sonra Maden Tetkik Arama Genel müdürlüğü bünyesinde 2 yıl kadar, Balıkesir/Edremit ‘de görev yapar. 1969 yılında da, Türkiye Petrolleri Batman bölgesine tayini çıkar. O yıllarda abisinin otobüs şoförü olarak çalıştığı Çan Çağlayan otobüs firmasından bir otobüs kiralanarak, az miktarda ev eşyaları ve sülaleden yeğenler, anne, abla, abi çoluk çocuk Batman’a yola çıkılır. Eğlenceli ve maceralı bir yolculukla 2 gün sonra Batman Türkiye Petrolleri personel Lojmanına yerleşir ve burada memuriyet başlar.  2.çocukları Abdullah Cüneyt Özcan  da burada dünyaya gelir.(1970)
Burada bir kaç yıl yaşadıktan sonra İzmir/Bayındır’a tayin olurlar. 3.oğulları Mustafa Bülent Özcan (1974) da burada dünyaya gelir. J. Yük. Müh. Halit Özcan Ülkenin hemen her bölgesinde çeşitli kademelerde  görev yapar. Son olarak, MTA Balıkesir Bölge Müdür yardımcılığından emekli olur ve Çanakkale’ye yerleşir. Akrabalarıyla olan bağlarını ve ilişkilerini hiç kesmez. Bu nedenle eşinin köyü olan Gülpınar Beldesi Belediye Başkanlığı teklifini kabul eder ve 1999-2004‬ yıllarındaki seçimi kazanarak Gülpınar Belediye Başkanlığı yapar. Beldesinde birçok yenilik ve arkeolojik kazı yapılmasında, Tuzla’da bulunan termal su kaynaklarının keşfi ve işletmeye alınmasında önemli rol oynar. Ayrıca, yazlık mahallelere su getirilmesi, Kumbağlar’a liman yapılması ve kumbağlara giden ilk asfalt yolun yapımı da bu dönemde kendisinin kişisel gayretleriyle gerçekleşir.
Bu yoğun ve stresli çalışma temposu bedeninde Böbrek yetmezliği ve devamında Lenfoma hastalıklarının gelişmesine sebep olur.  Uzun bir tedavi sonucunda 09.08.2020 tarihinde vefat ettiğinde geride eşi Naime Günsel Özcan, oğlu emekli Albay Celil Levent Özcan, oğlu emekli Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı, Op. Dr. Abdullah Cüneyt Özcan, oğlu emekli İşletmeci Mustafa Bülent Özcan ve 5 torun (Halit Andaç, Begüm, Polen, Zeynep ve Mayda Özcan) kalmıştır. Ruhu şad mekanı cennet olsun.
Halit Özcan
D.T:1935
Ö.T: 09.08.2020 (85)
Hazırlayan: Necmi Can & Levent Özcan
————–
12-) HASAN BAĞCI (APTURAMAN HASAN)
Değerli okurlarımız; 93 harbi diye bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus harbini, Osmanlı imparatorluğu kaybedince, Balkanlarda yaşayan Türkler yerel Hristiyan halklar tarafından taciz edimeye ve horlanmaya başlar. Göç etmiş olduğumuz Bulgaristan’ın Kızıllar köyündeki Türklere de diğer bölgelerde olduğu gibi tacizler ve aşağılamalar olur. Can güvenliği için artık göç zorunlu hale gelmiştir.
 
Hasan Bağcı’nın dedesi Abdurrahman Bağcı’nın babası Kör Ahmet, burayı (Zamanında Osmanlı toprağı olan Bulgaristan’ı) son dönemlerde artan bu baskılara rağmen terk etmek istememiş, Sevilen ve sözü dinlenen birisi olması hasebiyle diğer köylülerle beraber Bulgar çetelere karşı direnmiştir. Bu nedenle zorluk çıkardığı için Bulgar çeteleri tarafından gözlerine mil çekilerek kör edilmiş ve sonrasında rahatsızlanarak yaşamını yitirmiştir. (Kör Ahmet lakabı buradan gelmektedir.)
 
Abdurrahman Bağcı da babası Ahmet (Kör Ahmet) öldükten sonra yollara düşmüş 1881 yılında 15 yaşında iken Anadolu’ya gelmiştir. Abdurrahman dede önce Ahlatlıburun köyüne (Eski adı Buzağılık) gelmiş ve burada Kostaklar sülalesinde bir hafta misafir olarak kalmıştır. Sonrasında Bulgaristan’dan akrabası olan Koşarlar sülalesinden Abdürrahim Çavuş ile (Topal Hasan Koşar’ın dedesi) görüşerek Terzialan’a gelmiş ve burada yaşamaya başlamıştır. Kendisine, Kör Mehmet diye bilinen Mehmet Başaran’ın evinin ve atölyesinin bulunduğu yer Harman yeri olarak, Halil Bağcı’nın evinin bulunduğu yerler de ev arsası olarak verilmiş ve burada yaşamını sürdürmeye başlamıştır. Uzun yıllar boyunca kuyuculuk (kuyu yapım işi) yapmıştır. Köyde ve çevre köylerde birçok kuyu onun eseridir. Yine kendisi gibi Razgrat doğumlu olan eşi Münevver ile birlikte 6 çocukları olmuştur. Koca Ali Başaran, Hasan Bağcı, Sağır Hüseyin Bağcı, Ayşe Tekin, Üzeyme Güngör (Hacılar) ve Fatma Tekin (Süleköy).
 
Hasan Bağcı babası ile beraber kuyuculuk mesleğinin dışında öküz arabası ile Çanakkale savaşında erzak, kereste ve benzeri ihtiyaç malzemeleri taşıma görevlerinde bulunmuşlardır. Hasan Bağcı 14-15 yaşlarında iken babası Abdurrahman ve komşusu olan Hacelinin Mehmet Durgun ( Enver, Ahmet ve Mehmet Durgun dedeleri) ile beraber Çanakkale savaşı devam ederken yine köylerden cepheye erzak vb. taşıdıkları esnada Soğandere mevkiinde yaralı ve şehitlerle karşılaşmışlar, askerlerden oluk oluk kan aktığını görmüş ve bu manzaradan çok etkilenmişlerdir. Sonrasında köye geldiğinde babasından aldığı para ile Kadir gecesinde Çanakkale savaşında ve diğer savaşlarda şehit olanlar için mevlit okutmuştur. Bundan sonra ömrü boyunca her kadir gecesinde mevlit okutmuş ve kendisi de mübarek kadir gecesinde vefat etmiştir. Yine Çanakkale savaşı zamanında babası ile beraber erzak taşımacılığı yaparken, Bigalı köyünde oradaki halk ve Atatürk ile beraber kahve içmişlerdir. Kahve içmeyi çok severdi ve bu sevginin buradan geldiğini söylerdi.
 
Aslında köyümüzdeki Başaran ve Bağcı aileleri aynı sülaleden gelmektedir. Hasan Bağcı (Apturaman Hasan) Karşılar mevki dediğimiz Çakıldere yanında bağları olduğu için soy ismini Bağcı olarak değiştirmiştir. Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılığı yapan Hasan Bağcı 18-20 yıl kadar da Terzialan Cami Yaptırma ve Yaşatma dernek başkanlığı görevinde bulunmuştur. Kendisi hayır işlerini çok sevmektedir. Cami, yol, çeşme vb. Birçok hayır işlerinde bulunmuştur. Günümüzde hala kullanılmakta olan Terzialan köprü diye anılan, köyümüzü Ozancık, Eskiyayla gibi köylere bağlayan köprü kendisi tarafından yapılmıştır. Aynı köprü 1980 li yıllarda çocuklarının öncülüğünde köy halkı ile beraber imece usulü ile genişletilmiş ve bugünlere gelmiştir.
 
1950-1964 yılları arasında oğulları Yakup, Yusuf ve Halil ile beraber Tuğla ve kiremit ocağı işleten Hasan Bağcı, aynı zamanda köyümüzde kıraç diye anılan mevkide Kireç ocağı çalıştırmıştır. 1953 Yenice depreminde hasar gören caminin kiremit değişimi, çatı onarımı ve kereste işleri diğer hayırlarındandır. Yine bu deprem sonrasında oğlu Halil Bağcı’nın şuan ki evinin olduğu yerde Kızılay çadırları kurulmuştur. Yakup, Selime, Yusuf, Halil, Fatma, Hüseyin ve İbrahim adlarında 7 çocuğu olmuştur. 9 Haziran 1985 yılında vefat etmiştir. Allah kendisinden ve bu memlekete hizmet eden herkesten razı olsun. Ruhları şad mekanları cennet olsun.
Hasan Bağcı (Apturaman Hasan)
D.T: 01.07.1901
Ö.T: 09.06.1985 (84)
Hazırlayanlar : Adnan Bağcı – Erdal Bağcı  
—————
13-) HÜSEYİN PEHLİVAN (ÇAKAN’LAR)  
93 harbi sonrası Eski Cuma Kızıllar köyünden göç eden kafilede bulunan, Hazergrat doğumlu İbrahim usta ile oğlu Salih Usta (1857-1933) ve eşi Müzeyyen’de Terzialan’a yerleşirler. Bunların biri kız beşi erkek 6 çocukları olur.
 
1. Celil Usta: Bunun çocukları Şükrü Çakan (Fikri Çakan’ın babası), Resmiye, Vesile
2. Ali Çakan (Kara Ali): Çocukları, Hatice, Hüseyin Çakan, Salih Çakan, Sadullah Çakan (Habil Çakan’ın babası), Bilal Çakan.
3. Ayşe (Yılgın): Çocukları, Sabri Yılgın, Mustafa Yılgın, İbrahim Yılgın, Salih Yılgın, Nefise
4. Şerifağa: Çocukları, Zeynep, Vasfiye, Refik Çakan, Orhan Çakan, Ayşe, Mehmet Çakan, Halime, Osman Çakan. Şerifağa, sigarasını İngiliz gazetesine baş parmağı kalınlığında tütün sararak içerdi. Askerliğini Yemen’de yaparken İngilizlere esir düşer. Kardeşi Kara Ali’de burada esirdir. Ancak birbirlerini tanıyamazlar. Bir müddet sonra istirahat anında askerler aralarında memleket muhabbetleri yaparken her ikiside Biga Sancağından ve Çakmakçayır köyünden olduklarını söyleyince tanışıp sarılırlar. Şerifağa 12 yıl askerlik yapıp köyüne döner.
5. Recepağa: Çocukları, Fethiye, Celal Çakan, Sabriye, Celil Çakan.
6. Hüseyin Çakan (Hüseyin Pehlivan): Çocukları, Zehra (Sami Özkan’ın annesi), Kemal Çakan.
Salih Usta hem celep ve aynı zamanda araba ustası ve nalbanttır. Şu anda Fikri Çakan’ın evinin bulunduğu yerde bir atölyesi “işliği” vardır ancak arabalar için yeterli ve uygun yol yoktur. Sıkı Mustafa’nın evinin yanındaki kaldırım taşlı yol kullanılmaktadır. Bu yüzden Salih Usta kendi arsalarından camiye doğru bir yol yapar. Bu yol köyün en geniş yoludur ve işlik yokuşu olarak isimlendirilir. Günümüzde de halen ustalar yokuşu olarak kullanılmaktadır. Soyadı kanunu çıkınca, Salih Usta nal ve çivi çakan kişi olduğundan sülalesi Çakan soyadını alır. Hüseyin Çakan (Hüseyin Pehlivan) 18.07.1911 tarihinde, Salih Usta’nın son oğlu ve göz bebeği olarak Terzialan köyünde dünyaya gelir. Bu yüzden Onu iyi besler, bir taraftan kendi mesleği olan arabacılık ve sıcak demirciliği öğretirken bir taraftan da o yılların en geçerli sporu olan yağlı güreş için pehlivan yapar. Böylece Hüseyin Çakan demir döverek kazandığı gücünü başarılı bir Pehlivan olarak er meydanlarında gösterir. Çan kazası ve çevre köylerde gücüyle nam salmış ve tuttuğunu yenen baş pehlivan olmuştur. Hatta Çanakkale Seramik Fabrikalarının kurucularından olan Merhum Süleyman Şahin ile güreş tutar ve O’nu da yener. Süleyman Şahin kendisine fabrikalarda iş teklif eder ancak O, “çanak çömlek fabrikasında çalışmam” diyerek reddeder. Yaşı ilerledikçe ve beslenmesine dikkat etmediğinden güçten düşer pehlivanlık biter. Sadece araba ustalığı ve sıcak demir işiyle hayatını idame ettirir. 07.01.1989 tarihinde bu dünyadan gider ama geride Hüseyin Pehlivan adını bırakır. Ruhu şad mekanı cennet olsun.
Hüseyin Çakan (Hüseyin Pehlivan)
D.T: 18.07.1911
Ö.T: 07.01.1989 (78)
Hazırlayanlar: Fikri Çakan & Necmi Can
————