.
NEFES AL SAHNEYE ÇIKIYORSUN
Karanlık gecenin ardından doğan güneşi beklemek gibidir aslında sanatla yaşamak. İlk aydınlığın ferahlığından cesaret alarak, kapalı kapılar açılır ve yeniden başlar en güzel arzular. Öyle ki susmak bilmeyen haykırışlar, son olmayan tebessümlere yol açar ve sıçramaya başlar gülüşler, güzel görüşler.
“Gerçeğin peşinden gidenler sanatla nefes alırlar ve yine aynı sanatla boğulmaya mahkum olurlar.”
Tiyatro, sinema, resim, müzik, dans, opera her biri birbirinden değerli bir çok sanat dalının emektarları ülkenin dört bir yanında güzel işlere ve projelere imza atıyor. Kiminin gayesi para kazanmak, kiminin gayesi sanatını icra etmek, kiminin de topluma bilinçli bir anlayış kazandırmak için yeri geldiğinde hayatının en önemli anlarını bile hiçe saymak. Bunun gibi yüzlerce örnek verilebilir. Amacı her ne olursa olsun sanattan beslenen insanlarla dolu dört bir yanımız. Tabii ki her sanatla uğraşana sanatçı denemez. Bir yazıda şöyle bir söz okumuştum. “Sanatçı, gerçekleri estetik öğelerle birleştirerek insanların zihnine kazıyan ve aydınlık çağların başlamasına destek olan kişidir.” Yani demem o ki; aydınlık çağların başlamasına meşale yakan, her insanı doğumundan ölümüne kadar zamanında sulayan, köklerini en etkili şekilde toprağa bırakması için emek verip, bunu nesillerden nesile en doğru şekilde aktaran ve doğrularla iz bırakan nesiller yetiştirip bunu sanat yoluyla yol bilen ve aktaran sanatçı öğretmenlerimiz sayesinde dünya biraz daha güzel nefes alıyor. Ama toplumun derdini dert bilen, sesini duyuran ve duyurmaya her an devam eden sanatçılarımız çoğu zaman susturulmak isteniyor. Çünkü dünyanın neresinde olursanız olun herkesin gittiği yoldan gitmeyen, sanat yoluyla rahat nefes almamızı sağlayacak insanlar maalesef yalnızlığa mahkûm bırakılır çünkü onlar, yani sanatçılar güçlenirse, güçlü görünen bazı sistemler zarar görebilir. İş böyle olunca da sanatla boğulmaya mahkum olurlar. İşte burada boğulurken bile sanat yapmaya devam eden sanatçılar yaşınız her kaçsa şuan ben bu yazıyı yazarken, ellerinizden ve gözlerinizden öpüyorum.
“Nefes al sahneye çıkıyorsun.”
Çok yakın zamanda yazdığım “Çok Güldük Ağlamayalım ” isimli tiyatro oyununda toplumun, aynası olarak “Ayna” isimli bir karakterin sergilediği bir tiratı yazmak istiyorum. Şuana kadar okuduğunuz yazının vücut bulmuş halini göreceksiniz.
Ayna: (Anlatıcı karakteri, oldukça eski ve yıpranmış kıyafetlerle sahneye çıkar. Elinde kendi çerçeveli fotoğrafı vardır. Sahnede bulunan insanlara kendi fotoğrafını gösterir.) Merhaba, bakar mısın? Bu fotoğrafta ki adamı gördünüz mü? En son buralar da görünmüş. Uzun zamandır onu arıyorum ama bulamadım. (Kime sorsa, cevap vermez.) Hadi ama biliyorum onu tanıyorsunuz. Sessiz kalmayın, buralar da bir yerlerde olmalı. (Seyirciyi fark eder.) Ah pardon sizi fark etmemişim. Kusura bakmayın lütfen. Umarım rahatsız etmiyorum. Çünkü ben yeterince rahatsızım. Evet evet yanlış duymadınız (Deli işareti yaparak.) rahatsızım. Bu fotoğrafta ki adamı arıyorum. En son buralarda görülmüş ama kimse bir şey demiyor. Siz nerede biliyor musunuz? Sizde susacaksınız demek. E onu bu şekilde sizler kaybettiniz zaten. Bütün suçlusu sizsiniz. (Kahkaha atar.) Delirdi o da benim gibi. Her gün şiddet, her gün savaş, her gün taciz, zorbalık, yangınlar, depremde ölenler bunları düşünürken delirdi. Kayboldu aranızda. Biz insanlar kötü olan her şeyi yapıyoruz. Can yakıyoruz, can alıyoruz. Töre için parkta oynayacak yaştaki çocuklarımızı evlendiriyoruz. E tabi delirmemek elde değil öyle değil mi? Evet dediğinizi duyar gibiyim. (Etrafa korkulu gözlerle bakar.) Sanırım bende yavaş yavaş deliriyorum. Etrafa bakıyorum da bu kadar insan toplanmış birbirimizi izliyoruz. Ama bir bu kadar insan toplanmış sanatı da engellemeye çalışıyoruz. Mesela bu koltuklar, bu sahne, bu perdeler, ışıklar hepsi bizim. Evet evet yanlış duymadınız, bizim. Oyuncuların, sanatçıların, susmayan herkesin. Susmak zorunda kalanların mücadele yeri burası. Biz şiddete karşı buradayız! (Arkada ki insanlar yavaşça adama doğru yaklaşırlar.) Haksızlığa karşı buradayız. (Yaklaşırlar.) Dik durmamızı istemeyenlere karşı buradayız. (Yaklaşırlar ve adamı sağdan soldan çekiştirerek yok etmeye çalışırlar.) Hayır gücünüz yetmeyecek. Bırakın beni, bırakın. (Adamın etrafını sararak görünmemesini sağlarlar, adam büyük bir çığlık atar herkes sağa sola düşer. Sonra ayna karakteri yere düşenlerin birinin elinden tutarak onu ayağı kaldırır ve herkes birbirini kaldırarak aynı anda) Biz Buradayız. (Derler. IŞIK KAPANIR)
İşte kendini kaybetmiş bir insanın kendini ararken, kaybolma sebebinin tek nedeninin insanlar olduğundan bahsediyor. Diğer verilen tüm mesajları siz değerli okuyucularımızın yorumuna bırakıyorum. Okuyun ve anlayın, anlayın ve anlatın. Unutmayın susmakta suçtur! Sağlıcakla.
ABDURRAHMAN TUTAR


