BEN OLSAYDIM YA DA EMPATİ

SERBEST KÜRSÜ
1.067 Defa Okundu

.

BEN OLSAYDIM YA DA EMPATİ

Son yılların moda kelimesi “empati”. Nedir empati? Nerede bulunur, nasıl bir şeydir? Yenilir mi, içilir mi? Sempatiyi duymuştuk. Biliriz ne anlama geldiğimi amma, yok lügatimizde “empati”. İşte bilgisayarın sözlüğünde bile yok. Hemen altını çizdi, kırmızıyla. Bilgisayar bile bilmiyor. Yeni ben öğrettim.
“Empati” 2000’li yıllarda girdi dilimize. İlk önce eğitim camiası kullanmaya başladı. Ya da bana öyle geliyor. Beklide eğitimci olduğum için bu yıllarda dikkatimizi çeker olmuştur; çünkü bu yıllarda popüler oldu bu kelime. İlk olarak eğitim çalışmalarımızda, seminerlerde, çeşitli toplantılarda karşılaştım onunla. İlk zamanlarla ne olduğunu anlayamıyordum, anlatanların da tam olarak anladıklarını zannetmiyorum, fakat sora sora Bağdat bulunur misali azıcık kavradım empatinin ne olduğunu. Empatinin ilk zamanlarda eğitimde yeni bir yaklaşım olduğunu/olabileceğini düşünüyordum. Meğer öyle değilmiş.
İtirazım empatiye değil, bunun yeni bir olguymuş gibi bizlere anlatılmasına. Tamam, kabul empatiyi bu isimle bilmiyor ve uygulamıyorduk ama uyguluyorduk. Nasıl mı? Bizim mesleğimizin temeli empatidir zaten. Eğer bizler bilgilerimizi empati yapmadan anlatmaya kalkarsak hiçbir öğrenci, hele bu yaş grubundakiler, bizleri anlayamazdı. Öğrencilerimize ders anlatırken, onlarla konuşurken, hatta nasihat ederken bile az veya çok empati yaparız. Bunu benim üniversitedeki hocam da yapardı, lisedekiler de, ortaokuldakilerde yapardı, Hatta ilk okul öğretmenimde yapardı empati. Bu sebeple yeni bir olgu değildi diyorum.
Evde yaparız empati. “Ben olsaydım falanca işi şöyle yapardım/yapmazdım.” Koca eşine, hanım beyine, büyük kardeş küçüğüne demez miyiz?. “Ben olsam…” kahvede tavla oynayan arkadaşımıza demez miyiz? Deriz elbette, hem de “hepimiz” denilebilecek bir çoğunlukta deriz. Ama bunlar empatimidir. Hayır, en azından bence, hayır. Neden değildir? Çünkü “ben olsaydım” lar empati yapmaktan ziyade karşımıza akıl vermek amaçlıdır. Bir olay ya da durum karşısında hemen yargılamanın sonucudur bu. O sebeple empati olamaz. Evde ders çalışmayan bir çocuğa babasının söylediği “ben olsaydım” da bu gruptadır. Yine kocanın hanımına, hanımın beyine karşı yaptığı da budur. “Ben bunu senden iyi biliyorum, benim dediğime gel.” dir bu. Bilemiyorum siz nasıl düşünüyorsunuz?
Şimdi derslerini planlı yapmayan, hatta hiç yapmayan bir öğrenciyle empati yapalım. Adımız Mehmet olsun, yaşımız dokuz. Şimdi güne başlıyoruz. Annemiz geldi baş ucumuza “yavrum kalksana okula geç kalacaksın”. Şimdi sabahın yedisinde sımsıcak yatağımdan kalkacağım. Günlük temizlik ve bakım için tuvalet, banyo. Hadi ondan sonra annemizin yalvarmaları, babamızın “ekmeğini bitir” emirleri ile zorla kahvaltıya otur. Zorla çayını bitir. Kardeşim ben de bir bireyim. Tamam her şeyi iyi düşünemem ama acıkıp acıkmadığımı da müsaade edin de ben bileyim. Olmaz sen bilemezsin otur kahvaltını yap, yumurtanı ye, çayını/sütünü iç. Tamam bütün bunlar kabulüm. Haydi ondan sonra çantanı hazırla. Sırtla beş-on kilo yükü okula. Öyle ya da böyle geçiyor altı-yedi saat. Tam eve gelmişim, üstümü çıkarmışım biraz oynayacağım. “Olmazzzz” Neden? Annemiz ödevlerimi yapmadığımı fark etti. Of hep ders hep ders… Sanırım amaç hasıl oldu. Yaptık empatiyi.
Şimdi anneyle empati yapalım ne dersiniz? Çünkü, çocuğu anladık, çocuk haklı. Geçelim madalyonun öbür yüzüne; yani şimdi dokuz yaşındaki Mehmet olarak annemizi anlamaya çalışalım. Yani annemizle empati yapalım. Annem her sabah benden evvel kalkıyor. Kahvaltı sofrasını hazır edip önümüze koyuyor. Niye? Hadi çocuğum aç karınla okula gitmesin diye. Aç karınla okuldan bir verim alınamayacağının, hele benim yaşımdaki birinin bu kahvaltıdaki besinlere ihtiyacımın olduğunun bilincinde. Kadıncağız yalvar yakar kahvaltı ettirmeye çalışıyor bize. Haydi ondan sonra giydir, saçını başını tara, hop sıra diğer çocukta. Oturup sabah sabah sıcacık çayını bile rahatla içemez. Çocuklar okula, baba işe ider. Anne evde yalnız ev işleriyle. Önce kahvaltı masası/sofrası toplanacak bulaşıklar, yataklar, ortalığı temizleme ve öğle yemeği hazırlıkları… Bu da yetti sanırım, anneyi de anladık, o da haklı değil mi?
Hoca Nasreddin’in fıkrası geldi aklıma, mutlaka bilirsiniz. Bir gün Hoca’ya iki kişi gelir. Bir birlerinden davacıdırlar. Hoca birinciyi dinler ve “haklısın” der. İkinciyi dinler ona da “haklısın” der. Konuşmaları kulak ucuyla dinleyen hanımı, misafirler gittikten sonra; “Hoca, birinci adama da haklısın dedin, ikinciye de. Bu nasıl adalet herkes haklı olmaz ki..” der. Hoca döner hanımına “Sende haklısın hanım” der. Bilemiyorum konumuzla alakalı oldu mu? Bana göre oldu. Çünkü Hocamız burada tam bir empati yapmış. Birinci adamın yerine koymuş kendini ona hak vermiş. İkinci adamın yerine geçmiş ona hak vermiş. Son olarak da hanımının yerine koymuş kendini; işte şahane bir empati örneği.
Bütün bu söylediklerimizin paralelinde başlangıçta ki sorumuzun cevabını bulalım artık. Nedir empati? Empati; olumsuz bir davranış karşısında, o kişiyi yargılamadan önce onun yerine kendimizi koymamızdır. Yani “Ben olsaydım” ı gerçek manada yapmamızdır. 07.04.2008
Saygılarımla
Göksel KURT
Türkçe Öğretmeni