KARAKOCA HAVA ALANI

SEÇME KÖŞE YAZILARI
1.813 Defa Okundu
KARAKOCA HAVA ALANI
1943 yılında İkinci Dünya Savaşı devam ederken Çanakkale Çan ilçesinin Karakoca Ovasında bir hava alanı inşaatı sürüyordu. Buradaki hava alanı yapımını bir İngiliz şirketinin üstlendiğini söylüyorlardı. Bu hava alanı inşaatında şimdiye kadar hiç görmediğimiz kasaları sarıya boyanmış damperli demir kasalı kamyonlar vardı. Bunlarla inşaata taş, kum taşınıyordu. Bu kamyonların direksiyonları sağ taraftaydı. İnşaatta çalışan işçiler Biga köylerinden getirilip götürülüyordu. İşçilerin bir kısmı buradaki çadırlarda yatıp kalkıyordu.
Maltepe köyünden giden işçiler de bu çadırlarda kalıyordu. On beş yaşlarındaydım. Onlarla beraber çalışıyordum. Ustalar uçaklar için yapılmakta olan hangarların duvarlarını örüyorlardı. Bu duvarlar için kullanılacak taşlar Büyüktepe köyünün Çan’a bakan yamaçlarındaki taş ocaklarından taşınıyordu. Taş kamyonları inşaata geldiğinde şoförlere işaretle inşaatın yanına kadar yanaştırır damperi boşaltmasını sağlardım. Ustabaşı diğer işçilere beni gösterirdi. “Bu çocuk kadar kafanız çalışmıyor. Kamyonları uzağa boşalttırıyorsunuz.” Diye bana iltifat ederdi. Oysa öbür işçiler benden güçlüydü. Onlar için ustalara taşları taşımak sorun değildi. Yakın olduğu zaman ustalara taş ulaştırmak bana daha kolay oluyordu. Bazen bende taş ocağına gidiyordum. Harç karmak için kireç taşıyordum. Kireç daha önceden kuyulardan söndürülmüş. İki tekerlekli arabaya kürekle koyar atların arabayı çektiği gibi çeke, çeke götürürdüm. Bir gün arabanın arka tarafına daha çok kireç koymuşum. Arabanın okunu kaldırınca araba kireç kuyusuna düştü. Kuyuya düşmekten kendimi zor kurtardım.
Hangar inşaatı ile beraber pist yapılıyor, bir taraftan da beton künk döküm işleri devam ediyordu. Beton işlerinde kullanılan boş çimento torbaları köylerden gelen işçilerin ilgisini çekiyor, alıp evlerine götürüyorlardı. Çünkü evlerde kadınlara kuru gıdaları koymak, uzun zaman saklamakta işe yararmış. Bunları anamdan duydum. Bana: “Oğlum sende o torbalardan getirsene” diyordu. Bir gün çimento torbalarının depolandığı barakanın yanına gittim. Oradaki görevlilere boş çimento torbalarını gösterdim. “Anam bunlardan istiyor. Bir tane verir misin? Diye sordum.” Konuştuğum kişi yanındakine: Başkaları sormadan kucak, kucak alıp götürüyor.  Bu çocuk bizden istiyor.” Bak sağlam olanlardan seç. İstediğin kadar al.” Dedi. Birkaç tane sağlamlarından aldım. Kendilerine teşekkür ettim. Köye döndüğümde anama götürdüm. Anam onlara el değirmeninde çektiği bulgur  ile dibekte döğülen keşkeği koydu.
Hangar inşaatında çalışırken  köyden getirdiğimiz yiyeceklerimiz bitti. Bazı büyüklerimle beraber köye yiyecek almaya gittim. Akşamdan çantalarımıza tarhana, bulgur gibi yiyeceklerimizi koyduk. Sabaha karşı çalıştığımız iş yerine doğru yola çıktık. Sabah gün doğmak üzere Çan’a vardık. Çan’ın girişindeki dut ağaçlarının altında dinlenmeye başladık. Sırtımızda çantalarımızla on kilometre yol yürümüştük. Biraz dinlenelim derken uyumuşuz. Kalktık yolumuza devam ettik. Biz işyerine varıncaya kadar hangar inşaatında çalışanlar iş başı yapmışlar. İş saatinde yetişmediniz diye bizi işe almadılar. Halbuki biz en az on dört kilometre yeri yürüyerek gelmiştik.
Ben başka bölümlerde iş aramaya başladım. Pist de  beton dökülüyordu. Orada işe başladım. Tenekeyle beton taşıyordum. Daha ilk gün ellerimin derileri soyuldu. Bu işte ertesi gün öğleye kadar dayanabildim. İşi bıraktım.
Hava alanı inşaatında on sekiz gün çalıştım. Otuz altı lira para ödediler. Benim için çok paraydı. Onu babama vermek istedim. Babam parayı almadı. “Biga kasabasına git. İstediğin gibi harca. Kendine merak ettiklerini al. Mesela kendine bir ceket alabilirsin” Fakat şimdiye kadar kasabaya hiç gitmedim. “Bilemem” Dedim. “Giden arkadaşların vardır onlara sor. Onlarla git” Dedi.
Biga’nın pazarı Çarşamba günüdür. Bir Çarşamba günü arkadaşlarımla kasabaya ilk defa gittim. Dükkanları gezdik. Dükkan sahipleri buyurun delikanlılar deyip mallarını önümüze indiriyor. Bize beğendirmeye çalışıyor. Bize değer veriyor. İlk kez böyle durumla karşılaşıyorum. İçin, için çok seviniyorum. Bu heyecan içerisinde kendime damalı bir ceket aldım. Bir yıl sonra Balıkesir Savaştepe Köy Enstitüsüne o ceketle gittim.

Çan’ın Sesi Gazetesinde Osman EKİN’in Kaleminden

[smartslider3 slider=4]

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir