Bu gün ki yolculuğumuzda sizleri “Kocaçınarlar” a götüreceğim. Bahsettiğim yer çok çok güzel. Çan civarında görebileceğiniz en yüce çınarlar mevcut burada bunun için bu adı almış zaten. Bir de çınarın içinden akan buz gibi bir su…
Evet gidiyoruz Kocaçınarlar’ a. Bu sefer yolumuz birazcık uzun. Ben bindim “uçan cacala” ya . Haydi sizlerde gelin. Çakmakçayır Mahallesinin güney çıkışına yöneliyoruz. Mahallenin çıkışından itibaren tarlalar ve bahçeler başlıyor. Bundan yirmi yıl kadar önce bu yol çok çalışırdı. Çünkü insanlar sulama sorunundan dolayı bu bölgede dereden istifade edip bahçe yapmaya çalışırlardı. Ayrıca çok küçük te olsa bir sulama göleti vardı. Ben zor hatırlıyorum. Yaşım otuzsekiz. Bu yolun üzerinde üç tane su değirmeni vardı. Ben bunlardan ikisinin çalıştığını hayal meyal hatırlıyorum. Şimdi sadece biri ayakta. Diğer ikisi tamamen yıkılmış durumda. Son olanda ayakta dediysem yanlış anlaşılmasın faal durumda değil. Neyse bizler yolumuza devam edelim. Bu yolun iki yanında meyve ağaçları mevcut. Haziranın yarısından sonra bu bölgede çeşit çeşit meyvelerle süslenir. Erik, elma, armut, kayısı, kızılcık, ceviz…. Yolumuza devam ediyoruz. Yol stabilize. Çok kötü değil. Tozdan başka insana ve arabanıza zarar verebilecek bir şey yok.
Yaklaşık mahalle çıkışından itibaren 700-800 metre sora eski göletin -şu an kurumuş durumda- hemen alt tarafına varacaksınız. Arabanızdan baktığınızda eğer tam yerini bilmiyorsanız göremezsiniz. Ama aynı istikamete baktığınızda az önce bahsettiğim su değirmenlerinden birinin kalıntılarını görebilirsiniz. Yolumuza devam ediyoruz. Yol burada biraz virajlı dikkatli olmakta fayda var. Bu yılan gibi kıvrılan yolun devamında -yaklaşık yolun 1200-1300 metrelerinde- sağ tarafta bir çeşme göreceksiniz. Biz piknik için burayı da tercih ederim. Geceye kalmamanızı öneririm. Çünkü gece akşam karanlığı çıktıktan sonra yakacağınız ışığa eşek arıları geliyor, sizleri rahatsız edebilir. Bu çeşmeden yaklaşık elli metre sonra yol Kayalıdere’yi bölüyor. Buradan arabanızla geçerken epeyce dikkat etmeniz gerekiyor. Kışın suyun bol olduğu mevsimde geçecekseniz daha dikkatli olmalısınız. Bu dereyi geçtikten sonra tarlalar bitiyor desem yalan olmaz. Hemen bu noktada sağ tarafta bir çeşme daha mevcut. Dereye gelmeden önce sağ tarafta da bir eski çeşme vardı. Nerdeyse unutuyorduk. Yukardan görmek yeşilliklerin arasında oldukça zor oluyorda…
Bundan sonraki kısım tamamen ormanın içinde yolda güneş görmek oldukça zor. Çünkü çınar, karaağaç ve diğer ağaçlar yolu gölgelendiriyor. Bundan sonra arabanızın penceresini lütfen açık tutunuz -eğer arabada küçük çocuk yoksa- çünkü; ıhlamur kokularını duyacaksınız. Sever misiniz, ıhlamur kokusunu bilemem ama….. Küçük Ayazma’ ya geldik. Burada çok güzel bir yer. Çınarlık ve içinde soğuk suyu da olan, dere boyunda beş-on ailenin oturup eğlenebileceği bir yer. Çınar ağaçlarına salıncak kurmak ta kolay…. Yolumuza devam ediyoruz. “Aman Allah’ ım bu ne güzellik!” sesleri kulaklarıma kadar geliyor desem yalan olur. Ancak; gerçekten bu yol boyunun güzelliği bir başka…. Yol buyunca ona yakın sağlı sollu çeşme mevcut. Her çeşmenin yanında oturup yemeğinizi yiyebileceğiniz yer mevcut. Hemen hepsinin suyu da çok temiz. Yolumuzun yaklaşık beşinci kilometresinde bahsettiğimiz yere geliyoruz. İşte burası Kocaçınarlar. Buraya bu ismin neden verildiğini burayı görünce anlayacaksınız. Burada dört tane çok büyük çınar ağacı var. Altı oturmaya, eğlenmeye hatta futbol oynamaya bile müsait. Birinci çınar en büyük olanı tahmini söylüyorum 400-500 yıllık var
Karpuzunuzu koyduğunuzda yarım saat içinde çatlatır sanırım. Bilek kalınlığında bir suyu var. İçimi oldukça hafif. Kalabalık bir grupla geldiğinizde çok rahat edebileceğiniz bir yer. Herkese tavsiye ederim. * cacala: Eski çamaşırların kesilerek daha sonra dokunduğu kilim.