ONSUZ OLMUYOR

SERBEST KÜRSÜ
1.157 Defa Okundu

.

Sevgililer günüyle bir alakası var mı bilemem ama telefon denilen araç da 14 Şubat ta icat edilmiş. 14 Şubat 1876 Alexander Graham Bell. Bu acayip tarih bir tesadüf olsa gerek; çünkü bugün telefon denilince de akla sevgili geliyor.
Şaka bir tarafa 14 Şubatta telefon icat edilmiş. Alexander Graham Bell insanlık tarihine büyük hizmet etmiş bu buluşuyla. Çünkü uzakları yakın etmiş telefon denilen bu araçla. Yüz yüze görüşemeyen insanları hiç olmasa sesleriyle karşı karşıyaymış gibi görüştürmesi her ne amaçla olursa olsun vakit kazandırmıştır. Bazen telefon canımızı sıksa da ondan ayrılamaz olmuşuz.
Ben yetmişli yıllarda köyümüze telefonun ilk bağlanışını hatırlıyorum da ne büyük olaydı. Manyetolu telefonlar verilmişti ilk zamanlar. Şimdiki gençler bu telefonları belkide hiç görmediler. Kolunu çevirirsin İsmail Ağabey açar santralde telefonu. Görüşmek istediğin numarayı söylersin, bağlatırsın. Hele şehirlerarası görüşmek çoğu zaman saatlere, belkide günlere bedeldi. Hiç unutmam çok zaman geçmedi 84 ün Haziran’ında İstanbul’dan Terzialan’da ki evi aramak istemiştim de ikinci gün zoraki bağlatılmış ve görüşebilmiştim. 90’lı yıllarda otomatik telefonlara geçtik. Geçtik ama bu seferde görev için gittiğim Artvin’den nişanlımı köyün bakkalındaki santralden arayabiliyor, oradan aranıyordum. Orada yoktu telefon. Düşünüyorum da ne kadar hızlı gelişmiş bu güne kadar.
Çocukken sapanla kuş avlamaya gittiğimizde bir karabakkalın peşine düşerdik üç beş arkadaş bilirsiniz o karabakkallarda ne akıllı olur bizi görür görmez kaçarlar. Bir iki kişi önleme yapmaya çalışırız yine de olmaz. Biz de o zaman telsiz telefon olsa da kuşun nereye gittiğini birbirimize söylesek diye hayaller kurardık çocukluk aklıyla. Ne kadar da isabetli hayaller kurarmışız.
Şimdi herkesin cebinde en az bir cep telefonu. Bazen de bendeki gibi iki telefon. Onlarsız olmuyor. Otuz sene önce oluyordu ya şimdi niye olmuyor? Otuz sene önce telefon bile bilmiyorduk.
Neyse, cep telefonu sayısı nüfusa oranla en yüksek bizmişiz. Rakamları hatırlamıyorum. Telefonları telefon olmaktan çıkarmışız. Ne ararsan var onda. Mesajdan müziğe, video seyretmeye, hesap makinesinden internete her şey var. Bunları biliyoruz, kullanıyoruz da bir tek telefonu doğru zamanda doğru yerde kullanıyor muyuz endişesi var bende. Hiç doğru kullanmıyoruz gibi de geliyor bana.
Doğru zamanda ve doğru yerde kullansak bile nasıl konuşacağımızı biraz bilmiyoruz sanki. En önemlisi telefonda sohbet edilmez. Kısaca hal hatırdan sonra meram anlatılır o kadar. Sohbet başka bir yerde başka bir şekilde yapılır. Şahsen ben yaşamadım ama yaşayanlara şahit olmuşumdur. Adamın işi var, çalışıyor hop cep telefonu, yüzünü ekşiterek bakıyor telefonunun ekranına kıramayacağı biri ki açıyor. Konuşma uzadıkça uzuyor telefonu açanın yüzünden, nereden açtım şu telefonu ifadesini onu gören üç yaşında çocuk bile olsa anlar. Bizim istirahat vaktimizi, başkasının çalışma saati olabilir düşüncesiyle kesinlikle eğer biraz uzunca konuşacaksam ‘müsait misiniz’sorusunu mutlaka yöneltirim ki öyle de yapmak lazım; çünkü doğrusu bu. Karşımızdaki insan müsait olmayabilir.
Sizinde başınıza gelmiştir mutlaka telefonunuz çalar
– Efendim
– Kimsin?
– ???
Hiç sevmem böyle bir konuşmayı, hatta nefret ediyorum. Birini aramışsam eğer önce ben kendimi tanıtırım. Kimi ya da nereyi aramışsam, ondan sonra sorarım. ‘sen kimsin’, ‘kimsin’ gibi soruları kesinlikle sormam, sorulmasını da istemem.
Bazen bende yaparım. Kesin olarak bilmediğim bir numarayı ararım. Beklenmedik bir ses açar telefonu kendimi tanıtıp sorarım falanca orda mı diye. Yok, cevabını alınca özür dileyip kapatırım. Doğrusudur bu. Bazen telefonumu çaldırıp açınca kapatılıyor. Yanlış aradığının farkına varıyor. Onlara kızmıyorum ama öyle yapmamak gerekiyor. Hiç olmazsa kendimizi tanıtmasak ta bir özür dileyip kapatmak gerekiyor.
Telefonumuzun zararı olsa da faydası sayılamayacak kadar çok, onun için kullanacağız. Ama daha dikkatli ve kurallarına daha uygun.
21.02.2009
SAYGILARIMLA
Göksel KURT
Türkçe Öğretmeni